İçeriğe geç

ve geniş bir inkılâbın tesisinde binlerce netice kuvvetindeki bazı cümleleri ve sayısız delillerin neticesi olan ayetlerini tekrar eder. O tekrarlar kusur değil, aksine, gayet kuvvetli bir i’caz, gayet yüksek bir belâgat ve halin gereği olan gayet uygun bir cezalet, bir üslûp güzelliğidir.

Mesela, bir tek ayet olup Kur’an’da yüz on dört defa tekrar edilen بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ,Risale-i Nur’un On Dördüncü Lem’a’sında söylendiği gibi, yer ile arşı bağlayan ve kâinatı ışıklandıran, herkesin her dakika muhtaç olduğu öyle bir hakikattir ki, milyonlarca defa tekrar edilse ona yine ihtiyaç vardır; hem ekmek gibi her gün değil, belki hava gibi her an ihtiyaç vardır ve arzu duyulur.

Hem mesela, Şuarâ sûresinde sekiz defa tekrar edilen وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ ayeti, o sûrede anlatılan peygamberlerin kurtuluşlarını ve kavimlerinin azaplarını, kâinatın yaratılış hikmeti ve Cenâb-ı Hakk’ın geniş rubûbiyeti namına beyan eder. Sûre, o binlerce hakikat kuvvetindeki ayeti tekrar ederek Cenâb-ı Hakk’ın izzetinin o zalim kavimlerin azabını ve rahmetinin de peygamberlerin kurtuluşlarını gerektirdiğini ders verir. İşte o ayet veciz ve mucizevî bir belâgattir; binlerce defa tekrar edilse ona yine ihtiyaç vardır ve arzu duyulur.

Hem mesela, Rahman sûresinde tekrar edilen فَبِأَيِّ اٰلٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ayeti ile Mürselât sûresinde tekrar edilen وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ ayeti, cinlere ve insanlara, asırlara, yeryüzüne ve göklere; inkârcıların kâinatı kızdıran, yerleri ve gökleri hiddete getiren, insanın yaratılış hikmetini bozan, Cenâb-ı Hakk’ın haşmetli saltanatına inkârla ve onu hafife almakla karşılık vermelerini, küfür ve nankörlüklerini, zulümlerini, bütün varlıkların hukukuna tecavüzlerini tehditle ilan eder. Bu iki ayet, böyle binlerce hakikatle alâkalı ve binlerce mesele kuvvetinde olan umumi bir derste binlerce defa tekrar edilse onlara yine lüzum vardır. O ayetler celâlli bir mucizelik ve güzel, veciz bir belâgat gösterir.

Hem mesela, Kur’an’ın hakiki ve tam bir nevi münacatı ve Kur’an’ın

78