رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِۗنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامً اۗ
إِنَّهَا سٓاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
gibi pek çok ayetin ve başta Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) bütün peygamberlerin ve hakikat ehli zâtların her vakit dualarında en çok
أَجِرْنَا مِنَ النَّارِ ، نَجِّنَا مِنَ النَّارِ ، خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
hem vahye hem kalbî şahitliklerine dayanarak onlarca kesin olan cehennem hakkında “Bizi muhafaza eyle!” demeleri gösteriyor ki, insanın en büyük meselesi cehennemden kurtulmaktır. Ve kâinatın çok mühim, muazzam ve dehşetli bir hakikati cehennemdir ki, şuhûd, keşif ve tahkik ehli bir kısım zâtlar onu görür, bir kısmı da sızıntılarını ve gölgelerini görür, dehşetinden feryat eder, “Bizi ondan kurtar!” derler.
Evet, bu kâinatta hayır ve şerrin, lezzet ve elemin, ışık ve karanlığın, sıcak ve soğuğun, güzellik ve çirkinliğin, hidayet ve dalâletin karşı karşıya gelmesi ve iç içe girmesi, pek büyük bir hikmettendir. Çünkü şer olmazsa hayır bilinmez. Elem olmazsa lezzet anlaşılmaz. Karanlık olmadan ışığın önemi kalmaz. Sıcaklığın dereceleri soğukla ortaya çıkar. Güzelliğin tek bir veya bin hakikati, binlerce mertebesi çirkinlik ile varlık bulur. Cehennemsiz cennetin pek çok lezzeti gizli kalır. Bunlar gibi her şey, bir yönden zıddıyla bilinebilir ve bir tek hakikat, sümbül verip pek çok hakikat olur. Madem bu karışık mevcudat, fâni âlemden bekâ âlemine akıp gidiyor; elbette nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, iman gibi şeyler cennete akar. Aynen öyle de şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı şeyler cehenneme yağar. Ve bu sürekli çalkanan kâinatın selleri o iki havuza girer, durur. Meseleyi kerametli Yirmi Dokuzuncu Söz’ün sonundaki remizli nüktelere havale ederek kısa kesiyoruz.
Dipnotlar
- “Ey yüce Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzaklaştır. Zira onun azabı tahammülü zor, ömür tüketen bir derttir. Ne kötü bir varış yeri, ne fena bir meskendir orası!” (Furkan sûresi, 25/65-66)
- Bkz. Buhârî, cenâiz 87, tefsîru sûre (2) 36, deavât 55; Müslim, küsûf 8, zikir 23, 26, 27, cennet 67, 68.
- Remiz: İşaret.