İçeriğe geç

mahiyeti, ebediyetle yaradılışı gereği alâkadardır. İşte bu sonsuz arzu ve emellere bağlı olduğu halde, sermayesi sınırlı bir cüzî irade ve mutlak fakrdan ibaret insan için ahirete iman ne derece kuvvetli ve kâfi bir hazine, bir saadet, lezzet ve medet vesilesi, bir merci ve dünyanın hadsiz gamlarına karşı bir teselli kaynağıdır… Bu öyle bir meyve ve faydadır ki, insan onu kazanma yolunda dünya hayatını feda etse yine ucuzdur.

[Ahirete İmanın] İkinci Meyvesi ve Şahsî Hayata Bakan Bir Faydası

Üçüncü Mesele’de izah edilen ve Gençlik Rehberi’nde bir haşiye olan çok mühim bir neticedir.

Evet, her insanın her zaman en mühim endişesi, mezara giren dostları ve akrabaları gibi o idamhaneye girme keyfiyetidir. Bir tek dostu için ruhunu feda eden o biçare insan binlerce, belki milyonlarca, milyarlarca dostunun ebedî bir ayrılık içinde idam edileceğini, yok olacağını vehmedip –o düşüncenin ucundan– cehennem azabından beter bir elem göründüğü vakit, ahirete iman gelir, gözünü açar ve perdeyi kaldırır. “Bak!” der, o da imanla bakar. Dostlarını ebediyen ölmekten ve çürümekten kurtulup sevinçle nuranî bir âlemde kendisini de bekliyor vaziyette görmekle cennet lezzetini haber veren ruhanî bir lezzet alır. Risale-i Nur’da bu netice delillerle izah edildiğinden kısa kesiyoruz.

[Ahirete İmanın] Şahsî Hayata Ait Üçüncü Bir Faydası

İnsanın diğer canlıların üstündeki yüksek konumu ve rütbesi, yüksek seciyeleri, kuşatıcı kabiliyetleri, küllî kulluğu ve geniş vücûdî daireleri itibarı iledir. Halbuki o, hem yok hükmünde hem ölü hem karanlık olan geçmiş ve gelecek zamanların ortasında sıkışmış kısa bir zamanın, içinde bulunduğu vaktin ölçeği ve ölçüsüyle hamiyet, muhabbet, kardeşlik, insanlık gibi seciyeler kazanır.

Mesela eskiden tanımadığı ve ayrıldıktan sonra da hiç göremeyeceği babasını, kardeşini, eşini, milletini ve vatanını sever, onlara hizmet

53