gayet şirin inayetin, gayet acı ihanetlerle yer değiştirmesine.. o gayet ölçülü ve hakkaniyetli adaletin, gayet şiddetli zulümlere dönüşmesine.. o son derece haşmetli ve kuvvetli ebedî saltanatın düşmesine, haşrin gelmemesiyle bütün haşmetinin kaybolmasına.. ve rubûbiyet kemâlâtının acz ve kusur ile lekelenmesine imkân yoktur. Hiçbir akıl buna ihtimal vermez.. bunda yüz muhal birden bulunur.. bu, imkân dairesi dışında, bâtıldır ve mümkün değildir.
Çünkü nazenin ve nazlı bir şekilde beslediği, akıl ve kalb gibi uzuvlarla ve donanımla ona ebedî saadete ve ahirette bekâya arzu hissini verdiği halde, insanı ebediyen idam etmek ne kadar zalimce bir merhametsizliktir… Onun yalnız beynine yüzlerce hikmet ve fayda taktığı halde dirilmemek üzere bütün uzuv ve duygularını, binlerce faydası bulunan kabiliyetlerini neticesiz bir ölümle faydasız, semeresiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek ne derece hikmete terstir... Ve binlerce tehdit ve vaadini yerine getirmemekle –hâşâ– acz ve cehalet göstermek, o saltanatın haşmetine ve o rubûbiyetin kemâline ne kadar zıttır, her şuur sahibi anlar.”
Bunlara inayet ve adaleti de kıyasla…
İşte Hâlıkımıza sorduğumuz ahirete dair sorumuza Rahman, Hakîm, Adl, Kerîm ve Hâkim isimleri zikredilen hakikatle cevap veriyor; ahireti hiç şüphesiz, güneş gibi ispat ediyorlar.
Hem madem gözümüzle görüyoruz; öyle kuşatıcı ve muazzam bir hafîziyet (koruyuculuk) hükmeder ki, canlı her şeyin ve her hadisenin pek çok suretini ve fıtrî vazifesinin defterini, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini hal diliyle tesbih ettiği amel sayfalarını misalî levhalarda, çekirdeklerinde ve tohumcuklarında.. levh-i mahfûzun numunecikleri olan hafızalarında.. bilhassa insanın beynindeki pek küçük ama aslında pek büyük kütüphanesi olan hafıza kuvvetinde.. ve diğer maddî-manevî aynalarda kaydeder, yazdırır, muhafaza altına alır. Sonra mevsimi geldikçe kudretin bir çiçeği olan her bahar bütün o manevî yazıları maddî olarak da gözümüze gösterip milyonlarca misal ve delilin kuvvetiyle وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ayetindeki en hayret verici haşir hakikatlerinden birini, en büyük çiçeğinde milyarlarca dille kâinata ilan eder. Başta insan, hiçbir canlı ve hiçbir şey, fâniliğe düşmek, hiçlikte mahvolmak,
Dipnotlar
- “Hesap defterleri açıldığı zaman…” (Tekvir sûresi, 81/10)