Cevaben dedim:
— Yabancı dinsizler gibi de olamazsın! Çünkü onlar bir peygamberi inkâr etse diğerlerine inanabilir. Peygamberleri bilmese de Allah’a inanabilirler. O’nu da bilmezlerse kendilerini kemâl vasıflarına ulaştıracak huyları bulunabilir. Fakat bir Müslüman en son, en büyük, dini ve daveti umumi olan Ahirzaman Peygamberi’ni (aleyhissalâtü vesselam) inkâr etse ve onun zincirinden çıksa, artık hiçbir peygamberi, hatta Allah’ı kabul etmez. Çünkü bütün peygamberleri, Allah’ı ve kemâl vasıflarını onunla bilmiştir. Bunlar onsuz kalbinde kalmaz. Bunun içindir ki, eskiden beri her dinden insan İslamiyet’e giriyor fakat hiçbir Müslüman hakiki Yahudi, Mecusi veya Hıristiyan olmaz. Belki dinsiz olur, karakteri bozulur; vatana, millete zararlı hale gelir…
Bunu ispat ettim. O inatçı, inadında ısrar eden şahsın daha tutunacak şeyi kalmadı. Kayboldu, cehenneme gitti…
İşte ey bu Medrese-i Yusufiye’de benim ders arkadaşlarım! Madem hakikat budur. Ve bu hakikati Risale-i Nur o derece kesin ve güneş gibi ispatlamış ki, yirmi senedir inat edenlerin inatlarını kırıp onları imana getiriyor.
Biz de hem dünyamıza hem geleceğimize hem ahiretimize hem vatanımıza ve milletimize tam faydalı, kolay ve selametli olan iman ve istikamet yolunu takip edip boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerine Kur’an’dan bildiğimiz sûreleri okumakla.. mânâlarını bildiren arkadaşlardan öğrenmekle.. kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmekle.. ve birbirimizin güzel huylarından istifade edip bu hapishaneyi güzel tabiatlı fidanlar yetiştiren mübarek bir bahçeye çevirerek salih amellerle geçirmeliyiz. Hapishane müdürlerinin ve ilgililerin, cani ve katillerin başında zebani gibi azap memurları değil, Medrese-i Yusufiye’de cennete insan yetiştirmek ve onların terbiyesine nezaret etmekle vazifeli, dosdoğru birer üstad ve şefkatli birer rehber olmalarına çalışmalıyız.