İçeriğe geç

şeyle münasebetini bilen, görüp gözeten bir Nakkâş-ı Zülcelâl’in ve bir Kâtib-i Zülkemâl’in varlığını açıkça ifade eder. Aynen bunun gibi; bütün esasları, içindeki canlı türleri, maddeleri, kısımları, sakinleri, içinden gelip geçen ve içerdiği her şeyle, onlardaki fayda gözetilen değişiklikler ve hikmetli bir şekilde yenilenmeleriyle, ittifakla, sonsuz bir kudret ve hikmetle iş gören yüce bir Usta’nın, benzersiz bir Sâni’in varlığını ve birliğini bildirir. Ve kâinatın büyüklüğüne uygun iki muazzam ve geniş hakikatin şahitlikleri, onun bu büyük şahitliğini ispatlar.

Birinci Hakikat: Kelâm ilminin dâhi âlimlerinin ve İslam felsefecilerinin gördükleri, sayısız delille ispat ettikleri hudûs ve imkân hakikatleridir.

Onlar demiş ki: “Madem âlemde ve her şeyde değişme, halden hale geçme var; elbette âlem fânidir, hâdistir (sonradan olmuştur), kadîm (ezelî) olamaz. Madem sonradan olmuştur, elbette onu vücuda getiren bir Sâni var. Ve madem her şeyin zâtında varlığı ve yokluğu –bir sebep bulunmazsa– eşittir, elbette o şey vacip ve ezelî olamaz. Ve madem imkânsız ve bâtıl olan devir ve silsile halinde birbirini var etmenin mümkün olmadığı kesin delillerle ispatlanmıştır; elbette öyle bir Vâcibü’l-Vücûd lâzımdır ki, benzeri imkânsız, eşi muhal, O’ndan başka her şey mümkün ve O’nun mahlûku olacak…”

Evet hudûs hakikati, kâinatı kuşatmıştır. Çoğunu göz, diğer kısmını ise akıl görüyor. Çünkü gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefat eder ki, her birinin sayısız fertleri bulunan ve her biri canlı kâinatlar hükmünde olan yüz bin bitki ve küçücük havyan türü, o âlemle beraber vefat eder. Fakat bu o kadar muntazam bir vefattır ki, haşir ve neşirlerine vesile olan, rahmet ve hikmetin mucizeleri, kudret ve ilmin harikaları hükmündeki çekirdekleri, tohumları ve yumurtacıkları; baharda onları yerlerine bırakıp amel defterlerini ve gördükleri vazifelerin programlarını ellerine vererek Hafîz-i Zülcelâl’in himayesi altında hikmetine emanet eder, sonra ölürler. Ve bahar mevsiminde büyük haşrin yüz bin misali, numunesi ve delilleri hükmündeki o vefat eden ağaçlar, kökler ve bir kısım hayvancıklar aynen diriltilir ve dirilirler. Bir kısmının da yerlerine emsalleri, aynen onlara

154