de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım, mânâsının asrımızla münasebeti o kadar kuvvetlidir ki, hiç tevafuk emaresi olmasa bile bu ayetler her asra baktığı gibi işarî mânâ ile bizimle de konuşuyor kanaatine vardım.
Evet, birincisi: Başta لٓا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ cümlesi, cifrî ve ebced makamı ile 1350 tarihine parmak basar ve işarî mânâsı ile şöyle der: Gerçi o tarihte dini dünyadan ayırmakla dinde zorlamaya, dinî cihada ve din için silahla mücadeleye karşı olan vicdan hürriyeti, hükümetlerde temel bir kanun, siyasî bir düstur olur. Ve hükümet “laik cumhuriyet”e döner. Fakat buna karşılık manevî bir dinî cihad, tahkikî iman kılıcıyla olacak. Çünkü doğru yola sevk eden, dindeki hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli delilleri ortaya koyup açıktan açığa anlatan bir Nur, Kur’an’dan çıkacak diye haber verip bir i’caz parıltısı gösterir.
Hem خَالِدُونَ kelimesine kadar, Risale-i Nur’daki bütün kıyaslamaların aslı ve kaynağı olarak aynen o kıyaslamalar gibi tekrar tekrar nur ve iman ile karanlıkları karşılaştırması şuna gizli bir emaredir: O tarihteki manevî cihad mücadelesinde büyük bir kahraman, nur namında Risale-i Nur’dur ki, onun dinde bulunan yüzlerce tılsımı keşfeden manevî elmas kılıcı, maddî kılıçlara ihtiyaç bırakmıyor.
Evet, hadsiz şükürler olsun ki, yirmi senedir Risale-i Nur gayba dair bu haberi ve i’caz parıltısını bilfiil göstermiştir. Ve bu büyük sır içindir ki, Risale-i Nur talebeleri dünya siyasetine, cereyanlarına ve maddî mücadelelerine karışmıyor, önem vermiyor ve tenezzül etmiyorlar. Ve onun hakiki talebeleri en dehşetli düşmanına, hakaretli tecavüzü karşısında derler ki:
“Ey bedbaht! Ben seni ebedî idamdan, yok oluştan kurtarmaya ve fâni hayvanlığın en süflî ve acı derecesinden bâki bir insanlık saadetine çıkarmaya çalışıyorum. Sen ise benim ölümüme ve idamıma çalışıyorsun. Senin bu dünyada lezzetin pek az, pek kısa; ahirette ise ceza ve belâların pek çok, pek uzundur. Hem benim ölümüm bir terhistir. Haydi defol! Seninle uğraşmam, ne yaparsan yap!”
Dipnotlar
- “Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan; hak, batıldan ayrılıp belli olmuştur.” (Bakara sûresi, 2/256)
- “ebediyen kalacaklardır.” (Bakara sûresi, 2/257)