Ferit Kam: İstanbul’un irfan hayatına çok erken uyanmış bu nadide düşünce, zevk ve beyan insanının hayat-ı sergüzeştîsi de şöyle: Fransızca muallimliği.. felsefe merakı.. bu merakla gelen muvakkat bunalım.. ilâhî inayetin kolları arasında tasavvufa sığınma.. yeniden duygu ve düşünce istikameti.. ardından “Sırat-ı Müstakîm” ve “Sebilürreşad” mecmualarında duygularını neşretme.. bir ara, Dârulfünûn ve Süleymaniye Medreselerinde müderrislik.. Dâru’l-Hikmeti’l-İslâmiye’ye intisap.. arkasından aziller, vazifeye iadeler.. ardı arkası kesilmeyen çileler, mahrumiyetler… nihayet her düşünür ve aksiyon adamı gibi, yürüyüp Rabbine ulaşacağı âna kadar ukbâ buudlu rengârenk bir hayat… bu mübeccel hayatı koca bir mücelletle anlatmak bile mümkün değildir. Hakkında söylenip-yazılanlar esas alınarak, asrın bu aydın siması da vâridât enginlikleriyle mutlaka günümüzün nesillerine anlatılmalıdır.
Mustafa Sabri Bey: Bu tertemiz Anadolu evladı, tam mânâsıyla bir mücadele insanıdır. Müderrislikten saray kütüphâneciliğine, milletvekilliğinden “Beyânü’l-Hak” başyazarlığına, ondan da Hürriyet ve Îtilâf Fırkası üyeliğine; mâlum Bâbıali Baskınıyla ülkesini terk edeceği âna kadar hep bir aksiyon ve mücadele insanı olarak görürüz bu Osmanlı şeyhülislâmını. Yurt içinde havalar sertleşince, başka bir İslâm ülkesinde hizmet vermeyi deneyen, fırsat bulunca yeniden yurduna dönüp, mücadelesini burada sürdüren bu hareket insanı, imkân yakalayınca, “Dâru’l-Hikmeti’l-İslâmiye” âzâlığı ve “Şeyhülislâm”lık mansıbıyla bir kere daha ülkesini hizmetle kucaklar ve 1922 yılında son kez Türkiye’den ayrılır; Romanya, İskeçe derken Mısır’a gider ve 1954 yılında vefat edeceği âna kadar ömrünü kızıl kıyamet bir mücadele içinde geçirir. Bir hayli çileli ve çokça inişli çıkışlı bir hayat yaşayan bu vatan evladının da mübarek hayatları birkaç doktoraya esas teşkil edecek kadar zengindir.