İçeriğe geç

Hz. Ömer Efendimiz’e halifeliği esnasında, sadece yemek mevzuunda, “Bu sofrada şu da olsa!” gibi istekte bulunmaları ona çok dokunmuş ve o bu durumu şu şekilde değerlendirmişti: “Acaba beni dostlarımdan çok uzaklaşmış mı görüyorsunuz ki, bu teklifi yapıyorsunuz? Yoksa dostlarımla beraber olmamı istemiyor musunuz?” İşte bu saf ve dupduru yaşayış, bizzat dört halife devrinde tam temsil edildi.

Daha sonra da Ömer b. Abdülaziz, Selahaddin Eyyubî ve Hz. Fatih gibi kimseler tarafından Müslümanlık oldukça duru yaşandı. Hükümdarlıkla beraber Müslümanlığı yaşamak zordur. Günümüzde zenginlikle birlikte dini hakkıyla yaşamanın zorluğunu idrak eden insanlar, zannediyorum bunun ne demek olduğunu çok iyi anlarlar.

Evet, dünya ile ukbâyı birlikte götürme ve her ikisini de terazinin iki kefesi gibi koruma çok zordur. Biz bunu Cenâb-ı Hakk’ın bize verdiği çok küçük şeyleri bile O’nun yolunda harcamadaki cimrilik tavrımızdan anlıyoruz. O büyük insanlara gelince onlar bu mevzuda, azamî derecede hassas ve titiz davranarak yaşamışlardır.

Bir konferansta, yeni ihtida etmiş, kitapları da bolca satılan bir zata soruyorlar: “Müslümanlık dünyanın neresinde yaşanıyor? Şu anda Müslümanlığın tam olarak yaşandığı yer var mıdır?” O şöyle cevap veriyor: “Müslümanlık Raşid Halifeler döneminde yaşandı. Ondan sonra da başka bir yerde tam yaşanmadı.”

111