İçeriğe geç

İnsanı bu tür değişik hâlleriyle gördükten sonra, şimdi de onu bazen dünyalara sığmayan bazen bir damlada boğulan, bazen letâifinin batmanlar ağırlığında yükleri kaldırmasına mukabil, bazen bir zerre yüke tahammül edememesi hususunu tahlile çalışalım.

İnsan, hislerinin veya kendi mahiyetinde mündemiç hâsselerin gereğince, cemadî veya nebatî bir durum yaşıyorsa, silkinip ondan çıkacağı âna kadar bir mânâda onu öyle kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bu, belli tabiatları, olduğu gibi kabul etmenin gereğidir. Kabaca nebatî durumda şu hususlar görülebilir: O, atmosferden, güneşten alacaklarını alır değerlendirir; topraktan massedeceklerini masseder, beslenir; verme ve almasına devam eder. Evet, o, bir taraftan alırken diğer taraftan verir ki, insanın üzerinde de nebatîliğin böyle bir tesiri görülür. Böyle bir insan sadece almayı, beslenmeyi ve ifraz etmeyi düşünür. Bu, nebat ufkunda nebatî duygularının tesiri altındaki bir tabiatın ifadesidir. Ancak bir insanın ilelebet böyle bir duygunun tesiri altında kalması da tecviz edilemez. İnsan, fıtratında böyle bir çekirdeğin mündemiç olmasından dolayı ara sıra böyle bir duruma girse de, bu ilelebet devam etmemelidir. İnanmış bir insan, silkinecek, oradan çıkacak, yeni bir diriliş neşvesiyle arşiyeler çizecek ve yukarılara doğru pervaz edecektir.

Bazen de insan, hayvaniyet duygusunun tesiri altında etrafına saldırır, fevkalâde hiddetli ve şiddetli davranır, hırçınlaşır, kimseye yüz vermez, çok defa başkalarına diş gösterir; yer, dişine kira ister; sık sık kuvvet denemeleri yapar, kuvvetle kendini kabul ettirmeye çalışır; idare hakkını kuvvetlinin imtiyazı gibi görür.. ve ne kendi eyler rahat ne de halka verir huzur. İşte hayvanî mertebeye ait tablo budur. Bu durumdan sıyrılmak zordur ama imkânsız da değildir. Onun bu durumu itibarıyla şunu söylemek mümkündür:

196