Kur’ân’da Hz. İsa’nın bir duası vardır ki o duada gizli bir havale etme olduğu söylenebilir. O, Cenâb-ı Hakk’a şöyle bir niyazda bulunur: “… Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Onları affedersen, Aziz u Hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sensin!”3 Âyet-i kerimelerin fezlekelerinde gizli olan müthiş terbiyeyi, asıl konumuz olmadığı için geçiyor ve ifade etmek istediğimiz hususa dönüyoruz. Âyetin sonundaki Hakîm ifadesi ile alâkalı olarak Hz. Mesih sanki Cenâb-ı Hakk’a şunları söylüyor: “Ben her ne kadar böyle görüyorsam da bu, eşyanın dış yüzü itibarıyladır. Hikmet ise eşyanın perde arkası sırları demektir. Eşyanın perde arkasını da ancak Sen görür ve Sen bilirsin. Çünkü Hakîm Sensin. Eğer ben bu istek ve talebimde Senin hikmetine muhalif bir şey söylemişsem, Sen Hakîm’sin, bildiğini yaparsın.” Evet, işte bu son ifadede zımnî olarak bir havale olduğu söylenebilir.
Netice olarak, Allah’a havale etmede bir mahzur olmadığını, yapılan beddualara da âmin demememiz gerektiğini, ikisinin birbirinden ayrıldığını ve mü’mine yaraşan hususun dua etmek olduğunu söyleyebiliriz. İşin içinden çıkamadığımız durumlarda, Allah’a havale etmek de bir yol olarak kullanılabilir.
Dipnotlar
- 3 Mâide sûresi, 5/118.