Ama bedduaya gelince onu yapmamız veya ona “âmin” dememiz mümkün değildir. Meselâ; “Allahım! Falanların altını üstüne getir. Allahım! Onu yerin dibine batır. Allahım! İflah etme. Allahım! Onun canı Cehennem’e. Allahım! Onu paramparça et. Allahım! Evlerine feryâd u figân sal…” gibi ifadeler birer bedduadır ki bütün bunlarda murad-ı ilâhî başka türlü olabilir. Belki karşı tarafın o bedduaya istihkâkı olmayabilir veyahut onun Allah’a (celle celâluhu) yönelmesi söz konusudur. Meselâ Efendimiz, Hz. Ömer’i Süheyl b. Amr’ı cezalandırmaktan men etmiş ve ona, “Bir gün, öyle bir makamda öyle şeyler söyleyecek ki sen ondan memnun olacaksın.”1 demiştir. Bu konuda hayır zannedilen şeyler şer, şer zannedilen bazı hususlar da hayır olabilir. Bununla alâkalı olarak Cenâb-ı Hak “Allah bilir, siz bilmezsiniz.”2 demektedir. Gerçekten bizim bilmediğimiz pek çok hayırlar olduğunu sizler de her zaman görmüşsünüzdür ve görmektesinizdir. Meselâ, bir dönemde, birine bedduada bulunmuş veya onu Allah’a havale etmişsiniz, bir süre sonra bakıyorsunuz o, sizin fahrî müdafiiniz ve avukatınız oluvermiş… Evet, işte bütün bunlar, öfkeyle köpürmenin ötesinde daha farklı şeyler söylemenin esas olduğunu göstermektedir.
Bazen, düzelmeleri hiç kabil olmayacak gibi görülen ve din aleyhtarlığını kendine vazife edinmiş kimseler hakkında, “Allahım, Sen bunların hakkından gel, onların düzenlerini dağıt ve kuvvetlerini parçala ki bize tecavüz etmesinler/edemesinler. Bu yılanların belini kır da yürüyemesinler Rabbim!” şeklinde dua etmekte bir beis görmeyenler de vardır. Aslına bakılırsa onların yaptığı cinayetler karşısında bu ifadeler onlar için çok fazla beddua da sayılmaz.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Buhârî, cenâiz 3, fezâilü ashâb 5; meğâzî 83; İbn Mâce, cenâiz 65.
- 2 Nûr sûresi, 24/19.