Evet, hem şahsen insan-ı kâmil olmada, hem de bütün insanlığın toplu halde insan-ı kâmil olmaya yönlendirilmesinde, her zaman himmetler olabildiğine âli tutulmalıdır. “Halka açılıp dağılırsak, ihlâsı kaybederiz.. keyfiyeti muhafaza için, öncelikle kendi nefsimizi ıslah etmeliyiz vb.” düşünceler, şeytanın aldatması ve nefsin mırıltılarından ibarettir. Üç-beş kişiyle bir yerde oturup, dinî mevzuları müzakere etme, nefse daha hoş geleceğinden nefis onu, insana, ihlâsı elde etmede tek vesile gösterebilir. Ama belki de aynı hareket, diğer taraftan ucbun, gururun girdapları arasında ruhun kolunu-kanadını da kırabilir. Himmetler âli tutulmalı ve hep zora, büyüğe talip olunmalıdır. Üstad, bir lâhikada, insanın daima azami takvaya, azami ihlâsa, azami vilâyete talip olması gerektiğine işaret eder.5 Tabiî bunun yolu, gözlerin içine Allah’tan başka hayalin girmemesinden; dilin O’ndan başkasını konuşmamasından; kulağın O’ndan başkasını dinlememesinden geçer. Ayrıca, az gülüp çok ağlamanın, Ümmet-i Muhammed’in dert ve problemlerinden ötürü ciğer dağlamanın, onların dertlerini paylaşmanın ve hayatını onların mutluluğuna bağlamanın, amûdî vilâyet yolu olduğu unutulmamalıdır.
Evet, bu yol takip edildiği takdirde, umulur ki Cenâb-ı Hak insanı bir gün vilâyet tahtına oturtur ve onun gözünden perdeyi kaldırır. Ama bazen O (celle celâluhu), insanın liyakati olmadığı halde de, bu büyük ve pahalı şeyleri ona verebilir ki, böyle bir durumda da kul her zaman şükretmeli ve bunun bir istidraç olabileceği mülâhazasıyla da tir tir titremelidir.
Dipnotlar
- 5 Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası-2 s.185, 229…