Yukarıda da ifade ettiğim gibi, şahsen ben medyanın istikbali adına ümitvarım. Çünkü onlar da küreselleşen ve hızla küçülen, küçülüp bir köy hâline gelen dünyamızda, kim hangi görüşten olursa olsun herkesle beraber bir arada yaşamanın zorunlu olduğunu ve hatta bu meselenin önümüzdeki yılların en önemli konularından biri hâline geleceğine kesin gözüyle bakmaktalar. Bu sebeple de, daha çok hoşgörü ve diyalogla bu vetire hızlandırılmalı ve geleceğin dünyasına hem millet hem de devlet olarak mutlaka hazırlanılmalıdır.
İkinci olarak, diyalog ve hoşgörü adına içte olduğu gibi, dış dünyaya açılmada da rahat olunmalıdır. Dünyanın küreselleşmesi, gümrük birliği veya Avrupa topluluğuna girme gibi gelişmeler bize din, diyanet, millet ve kültür adına herhangi bir şey kaybettirmez. Çünkü biz, bizi ayakta tutan dinamiklerimizin güç ve kuvvetine inancımız tamdır. Bizim, Kur’ân’ın vahy-i semavîye dayandığından, beşerin her türlü problemlerini çözeceğinde zerre kadar şüphemiz yoktur.
Bu sebeple, korkacak birileri varsa, o da Kur’ân’ın diriltici ikliminden uzak yaşamakta diretenler olmalıdır. Böyleleri, ellerindeki sistem ihtiyaca cevap vermediğinden dolayı alternatif düşünceler araştırmakta ve “Bu arayışlar, insanlığı Müslümanlığa götürürse hâlimiz nice olur?!” diyerek, kendi insanlarından korkup, endişe duymaktadırlar. Hatta bugünkü hırçınlıklarının arkasında da bu düşüncenin olduğunu söyleyebiliriz.
Evet, insan hak ve özgürlüklerine saygı, toplumda bir kesimin diğer kesimle çatıştırılmayıp barış içinde yaşanması, hoşgörü ve diyalog çalışmalarının hızlandırılması ve demokratik olan bütün gelişmelerin desteklenmesi hususunda medyaya çok önemli görevler düşmektedir. Ben, pek yakın bir gelecekte medyamızın bu misyonu tastamam yüklenip, onu hayata geçireceğine inanıyorum.