İçeriğe geç

Fakat halk tarafından bir Bahar Bayramı hâlinde kutlanan Hıdırellez, Türk toplumunun her kesimi tarafından benimsenmemiş, sadece medeniyetten uzak yerlerde yaşayan yörükler ve özellikle de İran menşeli olan Türkmenler ve Türklere münhasır kalmış ve zamanla da unutulup gitmiştir.

Ancak unutulan bu gün, Safevi devleti tarafından Şiilik prensipleriyle biraz daha geliştirilerek yeniden gündeme getirilmiş ve dinî bir hüviyet kazandırılarak ona büyük bir önem atfedilmiştir. Bu dönemde Nevruz, ya Zerdüşt’ün dinî öğretilerinden birisi olarak ya da Cemşit Şah’ın cülûsuyla “Nevruz-u Hâs”, “Nevruz-u Âm” unvanları altında yeniden ihya edilmiştir.

Çaldıran zaferinden sonra Safeviler’le olan münasebetlerimiz neticesinde Osmanlılar da Nevruz gününü benimsemişlerdir. Bu tarihten itibaren Nevruz, Osmanlılar’da saray dahil olmak üzere her yerde bir bahar bayramı şeklinde tes’id edilmeye başlanmıştır.

Bu mevzuda edebiyatımıza baktığımızda Divan Edebiyatı içinde çok sayıda “Nevruziye” görürüz.

Ayrıca şimdilerde yılbaşında tebrik amacıyla gönderilen hediyeler gibi, o zaman da Nevruz günlerinde “Nevruziye” adı altında hediyeler gönderilirdi.

Yine Nevruz münasebetiyle Sultan, bazılarına pâyeler verir ve ona da “Nevruziye” denirdi ki, Nevruz, Asya milletleri kadar olmasa da, Osmanlılar tarafından da benimsenmiş ve tes’id edilegelmiştir.

Ne var ki, meseleye bir başka zaviyeden bakınca Nevruz, bizim açımızdan bir “dinî gün” değildir. Meselenin dinî yönü, Zerdüşt’ün zuhur ettiği dönemde ve çok eski tarihlerde yaşamış İran Şâhı Cemşit’le irtibatlı olarak Müslüman olmamış İranlılarla alâkalıdır ve ihtimal Şah İsmail de bunu İranî tesirlerle ortaya atmıştır.

190