İçeriğe geç

Biz, iradelerimizi itibarî bir hat, farazî bir nokta ve bir çizgi olarak kabul etmekteyiz. Evet, biz, Cenâb-ı Hakk’ın, hakkımızda vereceği hükümlerini, o farazî çizgiye göre vermekte ve yaptığımız işlerde ona göre şekillendirmekte olduğuna inanırız. Fiillerimizde Cenâb-ı Hakk’ın tesir ve dahli, bizimkiyle kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Üstad’ın ifadesiyle “ef’âl-i ihtiyariye” denilen yeme, içme, yatma, kalkma… gibi insanın kendi iradesiyle yapmış olduğu işlerde bile, insana ait olan hisse, işin ancak onda biri kadardır. İnsanın içinde, otamat kendi kendine çalışan, yerinde devreye giren, yerinde devreden çıkan, irade dışı sistemler ve hareketler, insanın iradî hareketlerinden daha çoktur.

Bu açıdan, meselâ; basit bir yemek yeme meselesini ele alacak olursak; insan, Allah’ın yarattığı zeminde, yine O’nun, bağrına kuvve-i inbatiye yerleştirdiği toprakta, O’nun bitirip var ettiği bir şeyi, O’nun verdiği bir güçle, yine O’nun verdiği aklı, eli, parmağı, ağzı kullanarak yemektedir. Bütün bunlar düşünülecek olursa, acaba bu işlerin içinde kaçta kaçı insana aittir? Yine, lokmayı içine yerleştirip çiğneyeceğimiz ağzı bize veren, mükemmel bir sistem içinde tükürük bezlerini hazırlayan kimdir? Lokmayı ağzımızda çiğneyip eritirken, mideye sinyaller gönderip onu harekete geçiren, hazım mekânizmalarını çalıştıran kimdir?..

Evet, insan bütün bu işlere ibret nazarıyla baktığında görecektir ki, kendisine böyle bir yemek meselesinin öşrü (onda biri) bile düşmemektedir. Oysaki, insan bu fiilleri dile getirirken “Ben yedim.”, “Ben oturdum.”, “Ben kalktım.”.. gibi hep; “Ben.. ben..” ifadelerini kullanmaktadır. Belki işin zâhirî yönü hâdiselere böyle yaklaşmayı gerektirdiğinden dolayı, Allah insanları mazur görmekte ve affetmektedir ama meselelerin teferruatına inildiğinde; “Ben yedim.”, “Ben içtim.”, “Ben yattım.”, “Ben kalktım.” sözlerinin düşünülmeden sarfedilmiş birer söz olduğu görülecektir.

148