Büyü haktır, doğrudur, gerçektir ama her şeyi de büyüden bilme doğru değildir. Bu düşüncenin şirke kapı açma ihtimali bile söz konusudur. Yukarıda sözü edilen arızaların arkasında gerçekten büyü olsa bile, yapılacak şey, büyücü hocalara (!) gitmek değildir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine yapılan büyü karşısında -ki sahabenin beyanına göre, bazı emareleriyle hissediliyordu- Muavvizeteyn dediğimiz Felak ve Nâs sûrelerini okuyarak Allah’a sığınmıştı. Onları her okuyuşunda sanki bir düğüm çözülüyordu ve Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahatlıyordu. Öyleyse biz de bu türlü durumlar karşısında Muavvizeteyn’in yanı sıra Fatiha sûresini, âyete’l-Kürsî’yi ve Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet edilen duaları okuyup Allah’a sığınmakla yetinmeliyiz.
Yalnız burada dua okuma kadar önemli olan bir husus var ki o da, büyüye maruz kalan şahsın, bunu Allah’ın izale edeceğine inanmasıdır. Şayet onda bu inanç zayıfsa, yani Allah’ın kendisine şifa ihsan edeceğine dair şüphesi varsa, bütün bu okumaların, yalvarmaların, duaların faydası olmayabilir. Biz, Allah’ın her şeye gücü yettiğine inanmıyor muyuz? O hâlde bu belâyı Rabbim savamayacak da büyücü hocalar ve medyumlar mı savacak?
Bir zamanlar Rabbime olan imanım ve itminanım neticesi demiştim ki, “Bir büyü ki -hâşâ ve kellâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ- Allah yok edemiyor da, büyücü hocalar yok ediyor, öyle 100 tane, 1000 tane büyüyü bana yapabilirsiniz.” Allah’ın def edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Yeter ki O dilesin. Ve yeter ki kul, ibadet ü taati ve O’na olan hâlis kulluğu ile meşîet-i ilâhîyi kendi lehine çevirebilsin.