İçeriğe geç

Yahudilikte oruç, günahtan dolayı duyulan pişmanlığın bir göstergesidir; oruç tutmak suretiyle tevbe edilir. Tutulan orucun, işlenen günahlara kefaret olması ve bu sayede günahlardan temizlenilmesi umulur. Bazen de toplumun başına gelen birtakım felâketlerin insanların günahlarından kaynaklandığı düşüncesiyle oruç tutulur. Oruç aynı zamanda bir matem nişanıdır. Yahudi tarihinin en felâketli günleri oruç tutularak yâd edilir.

Hıristiyanlık’ta da -İslâmiyet’teki gibi olmasa da- oruç ibadetine rastlamaktayız. Yeni Ahit’te Hazreti İsa ve havarilerin oruç tuttuklarına dair bilgiler vardır. Hıristiyanlar, hem günahlarına kefaret olsun hem de nefsanî arzularını köreltsin diye oruç tutarlar. Hastalar, çocuklar, askerler ve ağır işlerde çalışan işçiler dışında her Hıristiyan oruç tutmakla mükelleftir. Hazreti İsa (aleyhisselâm), havarilerine oruçla alâkalı şu tavsiyeleri yapar:

“Oruç tuttuğunuz zaman riyakârlar gibi mahzun çehreli olmayınız. Çünkü onlar, oruç tuttuklarını insanlara göstermek için yüzlerini asarlar. Doğrusu size derim ki onlar karşılıklarını aldılar. Fakat sen oruç tuttuğun zaman, başına yağ sür ve yüzünü yıka. Ta ki (oruç tuttuğunu) insanlara değil ancak gizlide olana göstermelisin ve gizlide gören sana aşikâr olarak mükâfat verecektir.”

Hint yarımadasında ortaya çıkan Hindu, Budist, Jain ve Sih dinlerinde de oruç ibadeti vardır. Fakat bu dinlerdeki oruç sadece din adamları sınıfını ilgilendiren bir ibadettir.

Cahiliye dönemi Arapları arasında da oruç mefhumu vardı. Hatta Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunlardan Aşûre gününde tutulan orucu hem tutmuş hem de tutulmasını emretmişti. İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) şöyle rivayet etmektedir:

7