Dinin bir usûlü (inanç esasları) bir de fürûu (amelle ilgili, insan davranışlarını düzenleyen hükümler) vardır. Usûlde asla değişiklik söz konusu değildir. Hazreti Âdem zamanındaki iman esaslarıyla bizimkiler arasında usûl bakımından herhangi bir farklılık yoktur. Bu esaslar bütün semavî dinlerde aynıdır. Hatta bu aynilik bir yönüyle ibadette de vardır. Zira ibadetsiz hiçbir hak din yoktur. Ne var ki ibadetin şekil yönü devre göre değişiklik arz eder. Cenâb-ı Hak her devrin insanına, kapasite ve şuuruna göre bir ibadet yüklemiştir. Şekil değişebilir ancak usûl olarak ibadet mânâsı değişmez.
Fürûa ait meselelerde peygamberlerin, bir evvelki şeriatı veya onun bazı hükümlerini neshedip kaldırdıkları vâkidir. Bu gibi meselelerde hep değişiklik olagelmiştir. Bu da beşerin olgunlaşıp kemale doğru yürüme vetiresiyle alâkalıdır.
İşte bu ibadetlerden biri olan oruç da her devirde olagelmiş ancak değişiklik onun teferruata ait bazı meselelerinde olmuştur.
Kur’ân’da geçen; يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَـنُوا كُـتِبَ عَلَيْـكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُـتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَـبْلِـكُمْ لَعَلَّـكُمْ تَـتَّـقُونَۙ “Ey inananlar! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi (günahlardan) korunmanız için size de oruç farz kılındı.”2 ifadesi ve Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadisinde Hazreti Davud’un (aleyhisselâm) orucundan bahsetmesi3 önceki peygamberlerin getirdikleri ilâhî dinlerde de oruç ibadetinin bulunduğunun en açık delillerindendir.
Rivayet edildiğine göre ilk oruç Hazreti Âdem ile başlamıştır. Hazreti Âdem, her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutmaktaydı. Süleyman Aleyhisselam’ın her ayın başında, ortasında ve sonunda oruçlu olduğu; Hazreti İbrahim’in de her aydan üç gün oruç tuttuğu rivayet edilir. Yine eski milletlerden Keltler, Meksikalılar, Perulular, Babilliler ve Asurlular’ın da oruca önem verdikleri bilinmektedir.