Böyle bir imanın, gönüllerde hep taze olarak kalabilmesi ve bayatlayıp pörsümemesi ibadetlere bağlıdır. İman, ibadetler sayesinde hiç eskimeden hep yeni kalabilir. İbadetsiz insanda, bir müddet sonra iman aşk u şevki adına sadece yerin altındaki büyükleriyle övünme kalır.
Bu itibarla, namaz kılan, hacca giden, zekât veren, oruç tutan, emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münkerde bulunan herkes, yaptığı ibadetlerin cinsine göre ondan beklenen itici ve takviye edici mânevi güç ve dinamikleri iyi değerlendirmelidir ki imanını perçinleyebilsin. Zira ibadet, Allah’ın mabud, insanın da kul olduğunu en kusursuz şekilde ifade etmenin adıdır. İbadet, gerçek bir kulun, hakiki bir mabuda karşı, Yaratıcı-yaratılan münasebeti içinde tavırlarının tanziminden ibarettir.
Dinin bir diğer yönü de muamelata bakar. İnanan insanın çarşı ve pazarı Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun şekilde düzenlenmelidir. Ticaret ahlâkı ve prensipleri O’nun ölçülerine uygun hâle getirilmelidir. Çünkü insan bu sayede nefsinin arzu ve isteklerini terk ederek Cenâb-ı Hakk’ın emir ve isteklerine boyun eğmeyi öğrenir.
Kısacası din bir bütündür, bölünme ve parçalanma kabul etmez. Bölünme parçalanma kabul eden şeye de din denmez. O bir ağaç gibidir; itikada ait meseleler kökü, ibadete müteallik hususlar dalı budağı, muamelat onun çiçekleri, ukubat koruyucusu, evrad ü ezkar gibi hususlar da o ağacı alttan ve üstten besleyen unsurlardır. İşte böyle bir bütünlük arz eden din, bütünüyle Allah tarafından vaz’ edilmiş ve peygamber tarafından tebliğ ve talim edilmiştir.