“İkinizin de üzerine, ateşten yalın alev ve kıpkızıl bir duman (yahut erimiş bakır) gönderilir, kendinizi savunamazsınız. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz.”2 âyetleri bize bunu anlatır. Onların üzerine atom bombasının tesirinin veya güneşin merkezindeki hararetin ancak fikir verebileceği korkunç ateşler salıverilecek. İşte Kur’ân-ı Kerim böyle bir ateşin salıverilmesinin hemen ardından cin ve inse “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?” diye hitap ediyor. Burada kastedilen nimet nedir? Cehennem bütün dehşetiyle insanın içinde bir ürperti hâsıl ederek, mü’minin hayatını tanzim hususunda ona bir fikir veriyorsa, işte bu onun için bir nimettir.
Cennet, ulvî duygulu insanlar için onları yüksek zirvelere sevk etmekte âmil olduğu gibi Cehennem de, seviyesi olgunluğa ermemiş insanların ondan korkmaları sebebiyle hayatlarını ciddî bir kontrol altına almalarına sebeptir. Evet, Cehennem, tehlikeli bir yolda yakılmış bir ateş gibidir. O yola düşmekten insanı korur. Cennet ise, müstakim yola kurulmuş bir sofradır, insanı o yola davet eder. Böylece her ikisi de neticeyi düşünebilen insanlar için ayrı ayrı birer nimet olmuş olur.
Kur’ân-ı Kerim, Cennet ve Cehennem hakikatini yüz yirmi küsur yerde ele alır. Mücmel veya mufassal olarak anlatır. Bu anlatışlarda hem Cehennem’i hem de Cennet’i tablolaştırırken ruh ve ceset beraberliğine de işaret eder. Cennet’e giren insanın yüzü beşaşet içindedir ve bu ruhen huzurlu oluşun ifadesidir. Bir de orada canının istediği her türlü yiyecek ve içecek hazırdır. Dünyadaki hanımlarıyla beraber, sayısız huriler etrafında dönüp durmaktadır. Bu ise cesede ait yönüyle nimetlerinin sıralanışıdır.
Dipnotlar
- 2 Rahmân sûresi, 55/35-36.