İçeriğe geç

Her varlığı bir dil ve bu diller arasında insanı bir bülbül yapan Sensin –Seni anlatanlar eksik olmasın!– Evet, böyle yapıp da dört bir bucağa serpiştirdiğin âyetleri okutturdun ve vicdanlarımızdaki ebedî hakikati bizlere bir kere daha duyurdun! Bu sayede Var Eden’le varlık arasındaki münasebeti seziyor, kalbimizdeki mârifet fevvâreleriyle Sana yükseliyoruz. Ve yine bu sayede, nefsin karanlık labirentlerinden, hissiyatın girdaplaşan bilinmezliklerinden kurtuluyor ve korunmuş oluyoruz. Seni bilmekle bilginin özünü elde ettik ve eşyanın ruhuna işlediğin güzelliklere muttali olduk. Ve eğer şimdi her varlığın simasındaki hikmetleri seziyor, tabiattaki her seste, bir mûsıkî zemzemesi içinde en tatlı nağmeleri duyuyorsak bu, tamamen Sendendir –duyurana ruhlarımız feda olsun!–

Önümüze serdiğin muhteşem kitabında, eşsiz güzelliğine ait tablolar teşhir edip, gönüllerimizi coşturdun. Dilimizin bağını çözerek, Sana ait bu güzellikleri destanlaştırma pâyesiyle bizleri şereflendirdin. Menendi bulunmayan Cemalinin meşheri olan bu kâinat kitabını yüzlerce defa mütalâa etsek; defalarca varlığını mırıldanan nağmeleri dinlesek ve bu kitabı, bu nağmeleri tekrar tekrar Sana müştak seyircilerin nazarlarına arzetmek için kanatlansak, yine bu ışıklar iklimine doymayacak, yine Seni duymaya, Seni dinlemeye koşacak ve yolunun kara sevdalıları olarak, hep Seni mırıldanacağız.

162