Yüce Yaratıcı ki, varlığı varlığımızın sebebi, ululuğu kâinatları ihata etmiş; ışığı her şeyde nümâyândır. Gökler ve yer O’nun nurunun akislerinden birer parıltı, varlık bütünüyle, O’nun kulağı küpeli kölesidir. O, gönlü hakikate ermiş olgun ruhların ebedî mihrabı, O, duygularıyla kanatlanmış âriflerin duyup bildikleri tek varlık ve O, biricik kıble… O’nu bırakıp başkasına koşmak bir divanelik; O’ndan başkasına dert yanıp içini dökmek bir aldanmışlıktır. O’nun kapısından ayrılanlar ebedî hüsrana uğrar ve yolda kalırlar; O’nun ışığıyla aydınlanmayan gönüller serap kovalar ve beyhude yorulurlar. Bir baştan bir başa kâinatlar O’nun ışığıyla aydınlığa kavuşur ve bir kitap hâline gelir. Zaman, O’nun yolundaki sihirli soluklarla itibarîlikten çıkıp, bir mânâ ve kıymet kazanır…
Eşyayı var edip düzene koyan ve bin bir dille konuşturan O’dur. O var etmeseydi, hiçbir şey kendi kendine meydana gelemez; O düzene koymasaydı, hiçbir şey nizam bilemezdi. O’nun inayetiyle kâinatlar bir insan, nizam da bir lisan hâline geldi. Her şey O’nu mırıldanıyor ve O’nun güzellikleriyle sermest!.. Varlık O’na ayna olmayacaksa, paslı demirden farkı ne? İnsan O’nu anlatmayacaksa ona insan denir mi? Ah, karanlık ruhlar; vicdanın feryadını duymayan sağırlar! Daha ne zamana kadar oyuncaklarla teselli olup gerçeğe gözlerinizi kapayacaksınız!..