Hâsılı, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz kendisi ayakları şişene kadar namaz kıldığı12 hâlde, ümmetine hep güçlerinin yettiği kadarını teklif etmiş13 ve onlara ibadet nev’inden bile olsa altından kalkamayacakları işleri üzerlerine almamaları tavsiyesinde bulunmuştur. Bu açıdan, hem namaz gibi ibadetleri tam duyma hem de ibadet ve ubûdiyetten öte bir ubudet insanı olma meselesi bir seviye ve gönül işidir. Bütün mü’minler, ibadet konusunda hem keyfiyet hem de kemmiyet itibarıyla her zaman daha ileri mertebelere teşvik edilirler ama bu hususta bir ikrah söz konusu değildir. Ne var ki, her mü’min, ferdî hayatı açısından kendisini zorlamalı, daha derin bir kul olmaya çalışmalı ve gücü yetiyorsa Mekkî teşrîye göre yaşamalıdır. Başkaları mevzubahis olduğunda ve hususiyle de avam hakkında söz söyleyeceği zamanlarda, İmam Rabbânî Hazretleri’nin “Fütûhât-ı Medeniyye varken, Fütûhât-ı Mekkiyye kitabına bakmayız.”14 sözüne kulak vermeli; Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’si gibi subjektif mükellefiyet çizgisini gösteren eserleri değil, Medine döneminde tefsîr, tafsîl, takyîd ve tahsîslerle tamamlanan ve bütün objektifliğiyle ortaya konan disiplinleri esas almalıdır. Vicdanının belirleyeceği mârifet ufku zaviyesinden kendisini Fütûhât-ı Mekkiyye’den mesul tutsa bile, halkı “teklif-i mâlâ-yutak” sayılacak yükümlülüklere zorlamamalıdır.
Dipnotlar
- 12 Bkz.: Buhârî, teheccüd 16, rikak 20; Müslim, sıfâtü’l-münâfikîn 81
- 13 Bkz.: Buhârî, îmân 29; Nesâî, îmân 28.
- 14 Bkz.: İmam Rabbânî, el-Mektûbât 1/125 (131. Mektup), 222 (143. Mektup).