Evet, Allah Teâlâ hem “Kâbız” hem de “Bâsıt”tır; insan irâdesinin nisbî bir tesiri olsa da, kabz u bast Allah’ın kudret, meşîet ve iradesine bağlıdır. “Allah hem kabzeder hem de bast eder.”1 mealindeki âyet-i kerime de bu hakikati ifade etmektedir. Bütün varlık, O’nun kabza-i tasarrufundadır; semâlardaki burç burç gezegenlerden insanın kalbine kadar her şeyi dilediği zaman evirip-çeviren O’dur. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Kalb, Hazreti Rahman’ın parmakları arasındadır; onu hâlden hâle çevirir ve ona istediği şekli verir.”2 sözü de bu gerçeğin bir buudunu hatırlatmaktadır. Allah Teâlâ, Kâbız ve Bâsıt isimleriyle dilediği zaman kalbi öyle sıkar ve onu öyle ihtiyaçlara boğar ki, artık O’ndan gayri hiç kimse kalbi inşiraha kavuşturamaz ve onun ihtiyaçlarını gideremez.. istediğinde de kalbe öyle genişlik ve inşirah verir ve onu öyle ihsanlarla şereflendirir ki, gayrı insan hiç tasalanmaz ve hiçbir şeye ihtiyaç duymaz.
Kabz ve Bastın Vartaları
Nur Müellifi, Kastamonu Lâhikası’nda kabz u bast gibi hâlleri şöyle değerlendirmektedir: “Sair teellümât-ı ruhaniye ise, sabra, mücahedeye alıştırmak için rabbanî bir kamçıdır. Çünkü, emn ve yeisin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca muvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast hâletleri celâl ve cemâl tecellîsinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe medâr-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.”3
Dipnotlar
- 1 Bakara sûresi, 2/245.
- 2 Müslim, kader 17; İbn Mâce, mukaddime 13, duâ 2.
- 3 Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası s.4.