Atalarımızı ta’n u teşni etmekten Allah’a sığınırım. Çünkü Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) ölüp gitmiş insanları kötü yönleriyle değil, güzel yanlarıyla anmamızı tavsiye buyurmuştur.76 Biz de elden geldiğince onları hep iyi yanlarıyla anmaya çalışırız. Bununla birlikte bir hakikati ifade etmeden de geçemeyeceğim. Ne acıdır ki, bir dönemde dünyaya karşı kapandığımızdan dolayı bir yönüyle güdülür hâle gelmişiz. Uyanık olmayıp kendimizi gaflet ve rehavete saldığımızdan başkaları tarafından sevk ve idare edilme durumuna düşmüşüz. Dünyaya açılma gibi plan ve projelerimiz olmamış. Bu konuda iddialı olan ve milletimiz için hamasî destanlar kesenlerin bile ciddî, kalıcı, uzun soluklu tek bir projelerinden bahsedilemez. Bir kapalılık dönemine girmişiz ki, bu dönemde yiyip içip, yan gelip kulaklarımız üzerine yatmışız. Bu durum aynı zamanda bizi heyecanlarımız, hislerimiz ve gerçek hamaset duygularımız açısından da felç etmiştir. Eğer erken bir dönemde bu tehlikeleri görüp fark edecek uyanık gözlere sahip olsaydık, her şeyi yeniden tecdide tâbi tutabilir, gerekli tedbirleri alarak içimize giren tehlikelerin önüne setler çekebilirdik. Bu yapılabilseydi, neticede bu ölçüde kötü bir akıbete maruz kalmazdık. Evet, çevremizi ve içinde bulunduğumuz dünyayı çok iyi görüp doğru okuyabilsek, zuhur eden tehlikeleri erken dönemde teşhis edebilsek ve en önemlisi bunlara karşı engelleyici alternatif bariyerler oluşturabilseydik durum şimdikinden çok daha farklı olabilirdi.