Hazreti Ömer Efendimiz’in namazındaki sehvi de aynı mülâhazaya bağlayabiliriz. Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) namazını bitirdikten sonra sahabe efendilerimiz namazı yanlış kıldığını hatırlattıklarında, O, Irak’a i’lâ-yı kelimetullah için asker sevk ettiğini söylemişti.7 Görüldüğü üzere bu büyük kametlerin hayatlarının her alanında hâkim olan i’lâ-yı kelimetullah vazifesi, namazın boşluklarında bile onların kafasına girmiştir. Bu, kendi dinine sahip çıkma mevzuunda fevkalâde bir hassasiyetin ifadesidir. Din konusunda bu derece hassas olan bir insanın, ne haramlara açık durması ne de farzlarda kusur ve çatlama meydana getirmesi mümkün değildir.
Hâsılı, pörsümüş duygularla ve aradan çıkarma mülâhazasıyla ibadetlerini yerine getiren bir topluluğun ruhumuzun heykelini dikmesi ve yeniden bir diriliş kahramanı olması mümkün değildir. Şayet biz milletçe göz alıcı, inşirah verici ve insanı büyüleyen bir ruh âbidesi ikame etmek istiyorsak, öncelikle elimize bir balta alarak kendi benlik âbidemizi yıkmalıyız. Daha sonra da taşı ve toprağı dinin emir ve nehiyleri, harcı da Cenâb-ı Hakk’ın rızası olan bir âbide ikame etmeliyiz ki bir daha yıkılmasın. Dolayısıyla “Kıl namazını, tut orucunu, karışma kimsenin işine!..” düşüncesine sahip bir anlayış kesinlikle tasvip edilemez ve böyle bir anlayışın i’lâ-yı kelimetullah vazifesi yerine getirmesi de mümkün değildir.
2 Bkz.: Müslim, fiten 19; Tirmizî, fiten 14; Ebû Dâvûd, fiten 1.
3 Bkz.: Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.95 (İlk Hayatı).
4 Bkz.: Tirmizî, kıyâmet 19; İbn Mâce, zühd 24.
5 Birincisi için bkz.: Buhârî, salât 88, ezân 69; Müslim, mesâcid 97-99. İkincisi için bkz.: Buhârî, sehv 1; Nesâî, sehv 21.
6 Bkz.: İsrâ sûresi, 17/1; Buhârî, bed’ü’l-halk 6, menâkıbü’l-ensâr 42; Müslim, îmân 264.