Kur’ân ve Sünnet, bir taraftan tevazu ve mahviyeti öne çıkarırken, diğer yandan da kibri ve kibirlileri kınamış, ayıplamıştır. Kibrin takdir edildiğine dair ne Kur’ân’da ne Sünnet’te ne de selef-i salihinin sözleri arasında bir şey bulamazsınız. Bunun tek istisnası, hadis diye de nakledilen bir sözde geçen, mütekebbire karşı aynıyla muamele etmenin sadaka olması meselesidir.119 Zira burnunu dikip çalım satan bir insana karşı tevazu ve hacaletle muamele etmek, zillet olur. Böyle bir kişiye karşı konumun hakkını vermek ve izzetli olmak asıldır.
Bunun dışında kibir, sürekli kınanmıştır. Çünkü o, hem mü’min olmaya mâni hem de iman dairesinden çıkmaya sebep olabilecek büyük bir hastalıktır. Kibirli bir insanın nazarında hak ve hakikatler önemini yitirir. O, hakkı gördüğü hâlde yüz çevirir veya bir kısım mugalatalarla onu başka şekilde göstermeye çalışır. Kibirli insanın hâdiselere insafla ve hakperestçe yaklaşması mümkün değildir. Hangi gerekçeyle olursa olsun kendisini başkalarından üstün gören ve çevresine küçümseyerek bakan insanlar çoğu kez makul davranamaz ve hakikatleri olduğu gibi göremezler.
Bu tür kişiler muhataplarını yakından tanımadan, onlar hakkında yeterince araştırma yapmadan önyargılarına göre hareket ederler. Her şeyi bildiğini zanneden mütekebbirler, kolayca insanları etiketler, onları kendi düşünceleriyle tanıma yerine kendilerine göre tanımlama yoluna giderler. Bu tür insanlar bir kere zihinlerinde birilerini olumsuz bir yere koyduktan sonra da artık kolay kolay onların fikirlerini değiştirmek mümkün olmaz. Sizi hiç görmese ve sahip olduğunuz düşüncelere vâkıf olmasa bile kolayca hakkınızda yorum yapabilir ve sizi eleştirebilirler.