İçeriğe geç

İşte Cenâb-ı Hak, Hazreti Yusuf’a böyle bir ikramda bulunmuş, iffetinin haleldar olmasına meydan vermemişti. Hazreti Yusuf, yüz yüze geldiği günah çağrısından bütün nezahetiyle sıyrılmasını bilmişti. Daha sonra kadınların matmah-ı nazarı olduğunda işin daha da çetrefilli hâle geleceğinden endişelenmiş ve رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَىَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓى اِلَيْهِۚ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ى كَـيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ“Ya Rabbi, bu kadınların beni çağırdıkları şeydense zindanı yeğlerim. Eğer onların tuzaklarını benden uzak tutmazsan onlara meyledip bir cahillik yapmaktan korkarım.”150 sözleriyle fitneden, günahtan uzak kalabilme adına zindana girmeyi tercih etmişti. Dolayısıyla bir kere daha iradesinin hakkını vermiş, günah karşısında mukavemet göstererek, bir iffet abidesi olarak dimdik durmasını bilmişti.

Hapishane Hazreti Yusuf için Allah’ın bir ikramı oldu. Zira hem orada sıyanet edildi hem önemli bir misyon eda etti hem de yüksek bir mevkiye giden yol kendisine açıldı. En başta Cenâb-ı Hakk’ın ikramını iyi değerlendirdiği için daha sonra ikramlar salih dairesine mazhar oldu. İkram, ikramı doğurdu. İkramlar öyle enginleşti ki gün geldi Mısır halkına bir meşale ve bir ışık kaynağı olup onların dünyalarını aydınlattı. Öyle ki o aydınlığın tayfları ta Seyyidina Hazreti Musa dönemine kadar gelip ulaştı.

İffet-İman İlişkisi

219