Hazreti Ali (radıyallahu anh), وَالْجُودُ فِي الْعُسْرَةِ ifadesiyle ikinci olarak sıkıntı ve imkânsızlık içinde kıvranırken civanmertçe davranmanın zorluğunu ve önemini vurgulamıştır. Vereceği mallar, stok ve hazinelerinden ciddi bir şey eksiltmeyen insanın cömertliği kolaydır. Bin lirası olan bir insan, bir lirasını verse neyi eksilir ki! Asıl mühim olan, yokluk zamanında insanın infakta bulunabilmesidir. İnsanın öfkeliyken affedebilmesi, Cenâb-ı Hakk’ın “Afuv” ismine bir davetiye olduğu gibi, sıkıntı ve darlık anında yapılan cömertlik de yine Cenâb-ı Hakk’ın “Cevâd” ismine bir davetiyedir.
Bir yönüyle Hazreti Ali, îsâr duygusuna dikkat çekmiştir. Zira îsâr –bir çeşidi itibarıyla– kendisi aç ve susuz olan bir insanın yiyeceğini bir başkasına vermesidir. Nitekim Allah Teâlâ da Kelam-ı Kadim’inde ihtiyaç içinde olsalar bile kardeşlerini kendi nefislerine tercih edenleri yüceltir; وَلَا يَجِدُونَ ف۪ى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْـفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ“Onlar, mü’minlere verilen şeylerden nefislerinde herhangi bir kaygı duymaz ve muhtaç olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”169
Yermûk Savaşı’nda, dudakları kurumuş ve ölmek üzere olan bir sahabînin kendisine getirilen suyu tam dudaklarına götürdüğü esnada su isteyen bir başka sahabînin sesini işitmesi üzerine eliyle ona götürülmesini işaret etmesi, onun da aynı şekilde işittiği başka bir inilti karşısında suyu bir başkasına göndermesi ve bu şekilde su dolu mataranın üç kişi dolaşması ve hepsinin şehit olması neticesinde bir yudum suyun onlardan hiçbirine nasip olmaması îsâr hasletinin, başkalarını kendine tercih etmenin, yaşatma duygusuyla yaşamanın, gerçek insanî değerlere bağlı kalmanın en çarpıcı ve güzel misallerinden biridir.170