Zulüm, insanlık adına bu ölçüde kötü ve çirkin olduğuna göre mutlaka önünün alınması gerekir. Hadisin ifadesiyle herkes tasarruf kabiliyetine, takatine ve konumuna göre bazen eliyle bazen de diliyle zulmün önüne geçmeye çalışmalı; buna güç yetiremediği durumlarda da en azından kalbiyle zalime buğz etmelidir.106 Nitekim zulme karşı sessiz kalınmaması gerektiğini ifade eden, مَنْ سَكَتَ عَنِ الْحَقِّ فَهُوَ شَيْطَانٌ أَخْرَسُ“Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” sözü meşhur olmuştur.107
Bazı küçük zulümleri önlemek fertlerin imkân ve iktidarı dâhilindedir. Fakat bazı zulümler de vardır ki onlar ancak devlet eliyle önlenebilir. Hatta mükemmel şekliyle olmasa bile şöyle böyle adalet ve demokrasinin hükümferma olduğu günümüz dünyasında işlenen öyle zulümler vardır ki devletler de onların üstesinden gelemezler/gelemiyorlar. Kan seylaplarının insanları sürükleyip götürdüğü, yuvaların yıkıldığı, çocukların yetim, eşlerin dul kaldığı, vahşet ve şenaatlerin birbirini takip edip gittiği bu zulümlerin önlenmesi ancak uluslararası bazı kurum ve kuruluşların eliyle mümkün olur. Bu açıdan, mâni olacak güce sahipken zulüm karşısında sessiz duran, ister fert ister devlet isterse de uluslararası bir kuruluş olsun, dilsiz bir şeytandır; zulmü engelleme imkânı bulunduğu hâlde buna göz yumduğu için bir yönüyle zulme ortak olmuş olur ve ahirette de buna göre muamele görür.
Zulme karşı tavır almak ve onu engellemek çok önemli olduğu gibi, bu konuda takip edilecek doğru stratejiyi belirleme ve üslup hatasına düşmeme de en az bunun kadar önemlidir. Daha baştan insan haksızlıkları nasıl önleyebileceğini iyi hesap etmeli, kendi imkânlarının farkında olmalı ve aynı zamanda zulmü önleyeceğim diye daha büyük fitnelerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermemeli, hayır yapıyorum diye şer yapmamaya dikkat etmelidir.