Bununla birlikte gazete ve televizyon gibi bir kısım medya kuruluşlarının bu meseleye sahip çıkmaması ve sorumsuzca hareket etmesi bizi de onlar gibi olmaya sevk etmemelidir. Bu konuda toplu bir mukavele yapılamaması, hepten onun terk edilmesini gerektirmez. Başkalarının olumsuz tavırları, bizim için olumsuzlukları meşru hâle getirmez. Hatta toplumdaki insanların %99,9’u olumsuz davransa bile geriye kalanlar, “Bunca insan aynı şeyi yaptığına göre benim de onlar gibi davranmamda bir mahzur yok.” diyemez. Zira Allah (celle celâluhu) ahirette herkesi tek tek hesaba çekecektir. Herkese kendi günahlarının hesabını soracak, bir başkasının günahının hesabını sormayacaktır. Bu açıdan kimsenin “Ben de âleme uyuyorum.” diyerek onların günahlarına ortak olma gibi bir lüksü olamaz. Uyulacaksa başkalarının yanlışlarına değil doğrularına uyulur.
Konuşma Üslubu ve Dilin Kullanımı
Bu itibarla en azından hayatlarını dinî ve ahlâkî değerlere göre yaşamaya çalışan insanlar medya etiği konusunda dikkatli olmalı ve başkalarına da misal teşkil etmelidirler. Mesela onlar en basitinden televizyon programlarında birbirlerine hitap ederken saygılı bir dil kullanmalı, “filan bey”, “filan hanım” demeli ve böylece toplum fertleri arasında saygı hissini uyarmalıdırlar.
Aslında bizim toplumumuzun genel ahlâkı böyleydi. Benim yetiştiğim çevrede kimse birbirine ismiyle hitap etmez, mutlaka yanına “bey”, “ağabey”, “bacı”, “abla” gibi bir saygı ifadesi ekler ve herkes birbirini saygıyla yâd ederdi. İnsanları sadece adlarıyla çağırma kaba bulunur, bedeviyetten çıkamamış cahiliye dönemi insanlarının âdeti gibi görülürdü.