Benim en sevdiğim insanlardan biri Sultan İkinci Abdülhamit Han’dır. Ben henüz on dört-on beş yaşlarındayken, o zamanlar seksen yaşlarında olan ve zamanında Abdülhamit Han’ın yaverliğini yapmış binbaşı Medet Efendi’yle birlikte kalmış ve ondan Abdülhamit Han’ın çok fazilet ve meziyetlerini dinlemiştim. Dolayısıyla Abdülhamit Han, öteden beri benim içimde bir sevgi âbidesi hâline gelmiştir. Bu yüzden ona laf söylenmesine gönlüm razı olmaz. Fakat yaşadığı dönemde birçok entelektüel ona karşı ciddi bir tavır almıştır. Mesela Mehmet Âkif. Çok sevdiğim ve derin alâka duyduğum insanlardan birisi olan Âkif çok saf ve çok samimidir; hiç riya bilmez; dünyaya hiçbir zaman talip olmamıştır. Fakat bu iki insan, birbirlerini sevmezler. Mehmet Âkif’in onun aleyhine yazdığı şiir çoklarının malumudur. Aynı şekilde tefsir tarihi boyunca rivayet ve dirayeti mükemmel bir şekilde bir arada götüren sayılı birkaç müfessirden biri olan Allame Muhammed Hamdi Yazır da merhum sultanı eleştirenlerden bir tanesidir.
Yaşadığı dönemde böyle önemli şahsiyetlerin ona karşı tavır almasının en önemli sebebi, Sultan Abdülhamit’in etrafında oluşan mabeyn-i hümayundur. Onlar alttan gelen elit ve entelektüel sınıfın duygu ve düşüncelerinin Sultan’a ulaşmasına fırsat vermemişlerdir. En temiz sesler ve sözler bile oraya gelince kırılmış ve bozulmuştur. Dolayısıyla Abdülhamit Han, olan biten şeyleri bütün gerçekliğiyle görememiştir. Belki de etrafındakiler tarafından yanlış yönlendirilmiş ve yanıltılmıştır. Çünkü Allah bildirmediği sürece bir insan veli bile olsa, başkalarının gerçek durumunu bilemez.