Ayrıca Firavun’un sarayında neşet etmiş olmasının da Hazreti Musa üzerinde bir kısım psikolojik etkilerinin olabileceğini göz ardı etmemek lazım. Hazreti Musa o güne kadar Firavun ve yardımcılarına hep bir yönetici ve idareci olarak bakmıştı. Dahası Firavun, Hazreti Musa’ya karşı bir baba ve abi gibi muamelede bulunmuştu. Üstelik İsrailoğulları, Firavun’un kurmuş olduğu kast sisteminin en alt tabakasında yer alıyorlardı. Sarayda büyüse bile Firavun’un sülalesinden olmadığı için Hazreti Musa’ya da benzer muameleler yapılmış olabilir.
İşte bütün bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda Hazreti Musa’nın böyle zorlu bir görevden önce Allah’tan vezir istemesi onun yüksek fetanet ve firasetiyle meselenin zorluğunu daha baştan kavradığını gösterir. Öncelikle bunu takdir etmek gerekir. O, bu zorluğu sezdiği için Firavun’un sarayına gitmeden önce, وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي هَارُونَ أَخِي اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي“Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver; kardeşim Harun’u. Onunla beni takviye et.Bana tevdi ettiğin bu vazifeye onu da iştirak ettir.”100 demiş ve Allah’tan Hazreti Harun’u kendisine vezir olarak vermesini talep etmiştir. Zira Hazreti Harun, Hazreti Musa’ya göre biraz daha hür büyümüş, İsrailoğulları arasında serbest dolaşmıştı. Peygamber neslinden geldiği için, sürekli onlara hitap etmiş, din ve diyaneti anlatmıştı. Yani bu konuda tecrübesi olan bir insandı.