Bütün bunlardan da anlaşılacağı üzere günümüzde hakikatin bu üç yüzünü aynı anda temsil eden insan kalmadığından, gerçek ilim insanlarının bulunduğunu söylemek de zordur. Âlim olarak görülen insanların bazısı sadece pozitif ilimleri biliyor ve dolayısıyla natüralizme açık duruyor; bazıları sadece medrese ilimleriyle meşgul oluyor; bazısı da tekye ve tarikatlarda İslâm’ın ruhî hayatını temsil etmeye çalışıyor. Bu itibarla da belki bunların hepsi bir şeyler biliyor ama herkes her şeyi bilmiyor. Bu da bize günümüzde hakiki ulema hasreti yaşatıyor. Bu koordinasyonun yeniden sağlanması gerekiyor. Bu üç kesimin yan yana gelmesi, omuz omuza vermesi ve ortak bir akıl oluşturmaları inşâallah Müslümanların ikinci rönesansı olacaktır.
Gerçek Kanaat Önderleri
İslâm tarihine göz atıldığında, âlimlerin toplumun yönlendirilmesinde de önemli fonksiyonlar eda ettikleri görülecektir. Mesela Râşid Halifeler, kendileri de âlim olmalarına ve kendi ilim ufukları itibarıyla pek çok problemi çözebilme kabiliyetine sahip bulunmalarına rağmen, sahabenin önde gelen âlimlerini yanlarında tutmuşlar ve önlerine çıkan her problemi onlarla müzakere etmişlerdir. Sahabe efendilerimiz, bilmedikleri bir meseleyi bilen birisine sorma konusunda hiç çekinmedikleri gibi, aynı zamanda gördükleri hata ve yanlışları düzeltme ve başındaki yöneticiyi ikaz etme noktasında da çok rahat davranmışlardır.