İçeriğe geç

Ne var ki o dönem itibarıyla âlimler, isimsiz birer müsemma idiler. Bu yüzden de onların hiçbirisi âlim olduğunu iddia etmemiş, başkaları da onlar için “allâme” gibi mübalağalı vasıflar kullanmamıştır. Aynı şekilde o dönemde âlim yetiştirmek için kurulmuş Daru’l-fünûn gibi özel müesseseler de yoktur. Sahabe döneminde böyle olduğu gibi, tâbiin döneminde de böyle çok sayıda âlim vardır.

Gerek ilk dönem itibarıyla henüz isimsiz birer müsemma olarak varlıklarını devam ettiren seleflerin, gerekse sonraki dönemlerde toplum içerisinde âlim olarak bilinen şahısların İslâm dünyasındaki yerleri çok büyüktür. Özellikle beşinci asra kadar âlimler hem teşriî emirlerin izahı hem de tekvinî emirlerin keşfi mevzuunda çok önemli hizmetler gerçekleştirmişlerdir. Onlar Kur’ân-ı Kerim’in tefsiri, hadislerin tedvini, onlardaki fıkhî hükümlerin çıkarılması, bütün bu ilimlerin usûl ve yöntemlerinin tespit edilmesi gibi mevzularda önemli eserler telif etmiş ve sonraki nesillere büyük bir ilmî miras bırakmışlardır. Onlar sadece bununla da yetinmemiş, Kur’ân ve Sünnet’ten aldıkları dinamizm ile bunlara bağlılık çerçevesinde tekvinî emirleri didik didik etmişlerdir. Onlar hakikat ve araştırma aşkıyla eşya ve hâdiseler üzerinde öyle durmuş ve onlardan değişik fenlerle alâkalı öyle prensipler çıkarmışlardır ki, bir yönüyle Batı rönesansına giden yolu açmış ve bu yolda yürüyecekler için köprüler kurmuşlardır. İbn Sina, Harizmî, Cabir, Râzî ve Zehravî gibi devasa kâmetler teşriî emirleri çok iyi bilmenin yanında, tekvinî emirler mevzuunda da ortaya koydukları eserlerle uzun asırlar Batı düşüncesine tesir etmişlerdir. Gün geçtikçe bunlar yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Haklarında eserler telif edilmekte, müzeler kurulmaktadır.

Mektep, Medrese ve Tekyenin Birbirinden Ayrılığı

80