وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ“Sadece Bana şükredin ve zinhâr nankörlükte bulunmayın.”;17 veya وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ“Yalnız O’na kullukta bulunun ve O’na şükredin.”18 gibi âyetler de ikinci şıkkı nazara verir ve hakikî tevhidi ihtar eder.
Ayrıca şükrün esasını teşkil eden hususlar itibarıyla onu şu üç bölüm içinde mütalâa etmek mümkündür:
1. Herkes tarafından nimet olduğu kabul edilen, avam-havâs, müslim-gayrimüslim herkesin sevip arzu ettiği nesnelere karşı şükür ki açıktır, üzerinde fazla durmaya değmez.
2. Zâhiren bir kısım sevimsiz şeylere karşı şükür ki, dış yüzü itibarıyla ağır, ifası zor ve ancak hâdiselerin perde arkasına muttali olanlara Allah’ın lütfudur ve rıza televvünlüdür.
3. Hayatlarını mahbûbiyet yörüngesinde sürdürenlerin şükrüdür ki, nimetlere hep nimeti veren açısından bakar, O’nun büyüklüğüyle lütufları, ihsanları duyar ve ömürlerini şuhudun engin hazları içinde geçirirler.. kullukları ayrı bir zevk zemzemesi, gönül hayatları ayrı bir aşk u şevk tufanı ve Hak’la münasebetleri de ayrı bir temkin disipliniyle, şuhudun engin hazları içinde.
Böyleleri, sürekli mevcudu bağlama ve mefkudu avlama peşindedirler. Elde ettikleri mukaddes ve akdes feyizlerle her an daha bir renklenip, derinleşip yollarına devam ederken, nazar ağları da her an ayrı ayrı vâridlere serilir, avlar, dolar ve taşar…
Dipnotlar
- 17 Bakara sûresi, 2/152.
- 18 Ankebût sûresi, 29/17.