Cevârih ile şükre gelince, o, her uzuv ve her latîfeyi yaratılış gayesi istikametinde kullanmak ve onlara mahsus kulluk vazifelerini yerine getirmekten ibaret sayılmıştır.
Ayrıca, lisanın şükrünü evrâd ü ezkâr, kalbin şükrünü yakîn ve istikamet, cevârihin şükrünü de ibadet ü taat şeklinde yorumlayanlar olmuştur. Onun böyle bütün bir iman ve ibadete taallukundan ötürüdür ki, büyükler ona imanın yarısı nazarıyla bakmış, kendi şümûlü içinde sabırla müşterek mütalâa etmişlerdir.
Allah, kelâmında pek çok defa şükrü emretmiş ve onu, 4لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ve وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِرِينَ5 gibi âyetleriyle emrin ve halkın gayesi göstermiş; göstermiş ve: لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ“Eğer şükrederseniz Ben de nimetimi artırırım; şayet nankörlük yaparsanız, biliniz ki azabım çok şiddetlidir.”6 fermanıyla şükredenlere mükâfat vaadinde, küfran-ı nimette bulunanları da cezalandıracağı tehdidinde bulunmuştur. Bundan başka O, kendisine “Şekûr” demiş7 ve bütün nimetlerin asıl kaynağına ulaşma yolunu da şükre bağlamıştır; bağlamış ve bu mevzuun doludizgin şahsuvarlarından Hz. İbrahim’i: شَاكِرًا لِأَنْعُمِه۪“O’nun nimetlerine karşı şükürle gerilmiş.”8 sözüyle; Hz. Nuh’u da: إِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا“Şüphesiz, o, şükürle oturup kalkan sâdık bir bende idi.”9 beyanıyla tebcil ve takdir etmiştir. Şükür önemli bir amel ve kıymetli bir sermaye olmasına rağmen, وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ“Kullarımdan şükredenler pek azdır.”10 fehvâsınca, hakikî mânâda âmili fazla olmayan bir ameldir. Gerçi, أَفَلَا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا“Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı!”11 duygusuyla kıvrım kıvrım kıvrananlar ve bütün ömürlerini şükür kuşağında geçirenler de vardır ama, yine de bunların sayıları oldukça azdır.
Dipnotlar
- 4 “Umulur ki şükredersiniz” (Bakara sûresi, 2/52, 56, 185; Âl-i İmrân sûresi, 3/123; Mâide sûresi, 5/6, 89; …)
- 5 “Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/144)
- 6 İbrahim sûresi, 14/7.
- 7 Bkz.: Fâtır sûresi, 35/30, 34; Şûrâ sûresi, 42/23; Teğâbün sûresi, 64/17.
- 8 Nahl sûresi, 16/121.
- 9 İsrâ sûresi, 17/3.
- 10 Sebe sûresi, 34/13.
- 11 Buhârî, teheccüd 6; Müslim, sıfâtü’l-münâfıkîn 79-81.