Muhâsebe, mü’minin iç dünyasında bir kandil, vicdanında da bir hayırhah ve nasihatçı gibidir. Her fert onunla hayrı-şerri, güzeli-çirkini, Allah’ın sevdiğini-sevmediğini birbirinden tefrik eder ve hayır soluklu o nasihatçının rehberliğinde en aşılmaz gibi görünen engelleri aşar ve hiçbir şeye takılmadan gidip hedefine ulaşır.
Muhâsebe; iman, kulluk, tevfik, kurbiyet ve ebedî saadete mazhariyet gibi mevzularda, tamamen, ilâhî inayet, ilâhî rahmet yörüngelidir.. ve yeis gibi mutlak emniyetin de en amansız hasmıdır. Evet o, her zaman huzur ve itminana açık olmasının yanında, korku, endişe ve ürperti eksenlidir. Muhâsebeye açık gönüllerin buğulu yamaçlarında her zaman; لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا“Bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.”5 iniltileri yankılanır.. ve onun, huzur ve mehâbetin iç içe yaşandığı ikliminde, mesuliyet ve sorumlulukla iki büklüm olmuş en yüce kametlerin; لَوَدِدْتُ أَنِّي كُنْتُ شَجَرَةً تُعْضَدُ“Keşke kesilip biçilen bir ağaç olsaydım.”6 inkisarları uğuldar; uğuldar da onlar; ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ“Yer bütün genişliğine rağmen onlar için daraldı ha daraldı.. ve vicdanları da bu daralma altında kaldı.”7 tesbitinin her an kendileri için vâki ve vârid olduğunu hissederler. Onların beyinlerinin her guddesinde; وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِۤي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُ“Siz içinizi dökseniz de gizleseniz de, Allah onunla sizi hesaba çekecektir.”8 tınlamakta.. ve dillerinde: أُمِّييَا لَيْتَنِي لَمْ تَلِدْنِي“Âh! Keşke, anam beni doğurmasaydı.”9 çığlıkları nümâyândır.
Dipnotlar
- 5 Buhârî, küsûf 2; Müslim, küsûf 1.
- 6 Hz. Ebû Zerr’in (radıyallâhu anh), bir önceki hadisi naklettikten sonra söylediği bu söz için bkz.: Tirmizî, zühd 9; İbn Mâce, zühd 19.
- 7 Tevbe sûresi, 9/118.
- 8 Bakara sûresi, 2/284.
- 9 Hz. Ömer ya da Ebû Meysere Amr b. Şurahbil’e isnat edilen bu söz için bkz.: İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 3/360; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 7/98, 152.