İçeriğe geç

Hüsn-ü hulukun alâmetini, kavlî-fiilî kimseye eziyette bulunmama.. kendine eziyet edenleri görmeme, görse de unutma.. ve fenalıklara iyilikle mukabelede bulunma… cümleleriyle hulâsa etmişlerdir ki, وَإِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ10 hakikatiyle serfirâz olan Zât, buna en canlı ve çarpıcı misaldir. O, ne karşısına dikilip ‘Âdil ol!’ diyene11 ne arkasından cübbesini çekip eziyet edene12 ne başına toz-toprak saçıp yüzüne hakaret savurana13 ne de muallâ zevcesine iftira edene14 gönül koymuştur. Gönül koymak şöyle dursun, hastalandıklarında gidip onları ziyaret etmiş,15 öldüklerinde de cenazelerini teşyide bulunmuştur;16 bulunmuştur; zira ahlâk-ı hasene O’nun tabiatının rengi, varlığının da bir buuduydu.

Nice güzel huylu, yumuşak ve hümanist görünenler vardır ki, onların hayatlarında ahlâk-ı hasene ve mülâyemet, plastize bir yalan ve hemen kırılacak bir kristal gibidir. Küçük bir öfke, az bir şiddet, hafif bir damara dokundurma, onların gerçek yüzlerini ve hakikî düşüncelerini ortaya çıkarmaya yeter.

Güzel ahlâkla donanmış bir sine, ihtimal Cehennem’e konsa bile tavrını değiştirmez.. orada da hilm ü silm çizgisinde yaşar; zebânilerle hasbıhâl eder, başına gelenleri geniş bir yürekle karşılar.

Güzel ahlâka açık bir gönül, geniş bir mekâna benzer ki, dünya kadar gaile dolsa da, o yine öfkesini, şiddetini gömebilecek bir yer bulabilir. Huyu kötü, sinesi de dar kimselere gelince, bunlar kargadan bile aptal öyle Kabillerdir ki, koskocaman arzda bile, kötü duygularını, hiddet ve nefretlerini gömebilecek bir mezar bulamazlar.17

Biz,

“Ahlâk iledir kemâl-i âdem
Ahlâk iledir nizâm-ı âlem.”

deyip şimdilik bu faslı da kapatalım…

اَللّٰهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيَتَكَ وَرِضَاكَ وَتَوَجُّهَكَ وَنَفَحَاتِكَ وَأُنْسَكَ وَقُرْبَكَ
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ أَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَاٰلِهِ الْغُرِّ الْمُحَجَّلِينَ.
105