İçeriğe geç

Ayrıca, bu mevzuda şeref-nüzûl olan âyet de,5 âyeti teşkil eden kelimelerle bu ahlâkın ilâhî, Kur’ân orijinli ve idrak üstü olduğunu hâsseten hatırlatmakta ve onun tecellî ve zuhurunu, Muhatab-ı Mükerrem’e mahsus görmenin ötesinde, “huluk” kelimesindeki tefhîm tenviniyle, O’nun Kur’ân derinlikli ve lâhut enginlikli hulukunun hiçbir ahlâk sistemiyle kabil-i kıyas olmadığına ve bu yüce ahlâkın nâkabil-i idrak bulunduğuna bilhassa işaret etmektedir ki, bu da O’nun gelmiş-gelecek bütün insanlar arasında eşi-menendi olmayan bir güzeller güzeli huy peygamberi olduğunu gösterir.

Evet O, maddesi-mânâsı, zarfı-mazrufu, halkı-huluku itibarıyla bütün sâlihâta açık, hayrın her çeşidini elde etmeye namzet ve büyüklüğün her türlüsüne mazhar olabilecek fıtrat, seciye ve melekelerle serfirâz kılınmış; sonra da bu ilk mevhibelerini en iyi şekilde değerlendirerek “a’lâ-i illiyyîn-i kemalât”a yürümüş; sadece yürümekle de kalmamış; bilasale kendisinde tecellî eden bütün lütufları, bütün akdes ve mukaddes feyizleri: لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّٰهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ“Şânım hakkı için Resûlullah’ta size örneğin en güzeli vardır…”6 gerçeğiyle uyanmış o saflardan saf muasırı temiz ruhlara ulaştırmış, ellerinden tutup, onları da tebaiyetlerine terettüp eden şâhikalar üstü şâhikalara çıkarmıştır. Dilinde:

1. “İmanı en kâmil mü’minler ahlâken de en güzel olanlardır.”7

2. “İnsan ibadet ü taatle katedemediği mesafeleri ahlâk-ı hasene ile alır.”8

3. “Teraziye ilk konulacak şey güzel ahlâktır.”9 gibi pırlanta sözler.. ve elinde insan-ı kâmil olmanın sırlı formülü, arkasına düşenleri hep meleklerin dolaştığı vadilerde dolaştırmıştır.

104