Hayâ ve hayat birbirine bakan kelimelerdir ve bu yakınlıktan, kalbin ancak, iman ve mârifet sağanaklarıyla beslendiğinde hayattar kalabileceği esprisini çıkarmak mümkündür. Evet, hayat kendi dinamikleriyle, hayâ da kendi dinamikleriyle var olur ve yaşar; yoksa her ikisi için de inkıraz kaçınılmazdır.
Hz. Cüneyd’e göre hayâ, Cenâb-ı Hakk’ın üzerimizdeki maddî-mânevî nimetlerini idrak etmenin yanında eksiklerimizin ve kusurlarımızın endişesini yaşamaktır.6
Zünnûn’a göre, sürekli gönüllerimizde olumsuz davranışların dehşetini duymak, duyup yönümüzü bir kere daha kontrol etmektir.7
Bir başkasına göre insanın, Cenâb-ı Hakk’ın gizli-açık her şeye nigehbân olmasına göre hayatını tanzim edip O’nun kendisine olan muamelesini esas alarak yaşamasıdır ki, bir ilâhî eserde bu husus hatırlatılarak şöyle buyrulmaktadır: يَا ابْنَ اٰدَمَ! إِنَّكَ مَا اسْتَحْيَيْتَ مِنِّي أَنْسَيْتُ النَّاسَ عُيُوبَكَ“İnsanoğlu! Sen Benden hayâ ettiğin sürece insanlara ayıplarını unuttururum.”8 Bu arada Cenâb-ı Rabbi’l-İzzet’in, Hz. İsa’ya: يَا عِيسَى عِظْ نَفْسَكَ فَإِنِ اتَّعَظَتْ بِه۪ فَعِظِ النَّاسَ وَإِلَّا فَاسْتَحِ مِنِّي“Yâ İsa, evvelâ nefsine nasihatte bulun, o bu nasihati kabul ederse halka vaaz et; yoksa Benden utan!”9 şeklindeki sözünü de hatırlatmakta yarar var…
Dipnotlar
- 6 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 6/147; el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye s.218.
- 7 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 6/147; el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye s.215.
- 8 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 6/150; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 34/150.
- 9 Ahmed İbn Hanbel, ez-Zühd 1/54; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/382.