Aslında mâverâî bir halvette, halktan tecerrüd ve uzlet yoktur. Böyle bir halvette insan, Mevlâna’nın ifadesiyle, bir pergel gibi, ayağının biri lâhût ufkunda, diğeri de nâsût kutbunda, her an ayrı bir nüzûl ve urûcu bir arada yaşar ki, enbiyâ ve asfiyâ kuşağında bilinen halvet de işte bu halvettir. Cenâb-ı Hak, Davud’a (aleyhisselâm): “Yâ Davud nen var, böyle halktan ayrılıp yalnızlığı ihtiyar ediyorsun?” buyurur. Hazreti Dâvud: “Yâ Rabbi, halkı Senin için terk ediyorum” der. Cenâb-ı Hak ona: “Ey Davud, her zaman uyanık ol ve ihvânından ayrılmamaya bak ama, dostlukları sana yaraşmayan insanlardan uzak kalmayı da ihmal etme!” ferman eder.7 Yani, mademki hedefin Biziz ve madem ki, azmin köyümüzedir, sakın gönlünü Bizden gayrisine açma.!
اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ سَرِيرَتَنَا خَيْرًا مِنْ عَلَانِيَتِنَا وَأَحْسِنْ عَلَانِيَتَنَا
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى أَصْحَابِه۪ ذَوِي الصِّدْقِ وَالْإِحْسَانِ.
Dipnotlar
- 7 el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 2/160.
38