Evet, başta İnsanlığın İftihar Tablosu olmak üzere birçok nebi ve velinin uzlet ve halvetlerinden söz edilebilir. Ne var ki, sistem aynıyla alınmadığı, alınamadığı gibi, alındığı kadarıyla da orijini tam korunamadığından, değişik kalıplara ifrağ edilerek, az dahi olsa başkalaştırılmıştır. Hz. İbrahim’in “uzlet”i,2 Hz. Musa’nın “erbaîn”leri,3 Hz. Mesih’in “riyâzât”ı,4 Sultan-ı Enbiyâ’nın “halvet”leri5 ve daha niceleri.. değişik şartlarda, değişik ortamlarda ve değişik karakterler üzerinde farklı tatbikatlarla farklılaşmış, mahiyetleri kısmen değişmiş ve başkalaşmıştır. Zaten başka türlü de olamazdı; zira halvet, şahısların ruh yapıları, mizaçları, mezakları, karakterleri ve ruhanîliğe istidatlarıyla çok alâkalıdır. Bu itibarla, kime nasıl ve ne kadar halvet teklif edileceğini ancak kâmil mürşidler bilir.
İlk dönemlerinde Hz. Mevlâna bir hayli “erbaîn” çıkarır. Mürşidini bulunca, halveti terk ve celveti6 ihtiyar eder ki; ondan evvel ve ondan sonra da pek çok kimse aynı yolu takip etmişlerdir.
Halvetin riyâzât buudu; nefsi, bedenî arzulara karşı gemlemek ve meâlîye müştak olan ruhu, kemalât-ı insaniye semalarına doğru şahlandırmaktır. Evet, ancak, riyâzât ile nefse gem vurulabilir; riyâzât ile o, kötü duygu ve tutkulardan vazgeçirilebilir; riyâzât ile teslimiyet ve inkıyada zorlanabilir ve riyâzât ile mahviyet ve tevazua alıştırılarak ayaklar altındaki topraklar hâline getirilebilir ki; güllere saksılık yapmanın yolu ve erkânı da budur:
“Toprak ol toprak ki, gül bitsin; zira topraktan başkası güle mazhar olamaz.”
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Meryem sûresi, 19/48.
- 3 Bkz.: Bakara sûresi, 2/51; Mâide sûresi, 5/26; A’râf sûresi, 7/142.
- 4 Bkz.: Muvatta’, sıfatü’n-Nebî 27; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 6/340, 7/65.
- 5 Bkz.: Buhârî, bed’ü’l-vahy 3; Müslim, îmân 252.
- 6 Celvet: Halvetin karşıtı, halkla beraber olma.