Kur’ân-ı Kerim de, yer yer bu işi tebcil ve takdir ederek: “Onlar, Allah’ın âyetlerini duydukları zaman çeneleri üstü yere kapanırlar.”13 buyurur. Bir başka yerde ise, “Az gülsünler, çok ağlasınlar.”14 ihtarında bulunur. Bu, bir nevi, “Düşünün ve bir sürü kazandığınız şeyler karşısında yürekleriniz hoplasın.! Ölüm ve sonrasında başınıza gelecekleri ve hesap yerindeki durumunuzu tefekkür edin de, az gülün çok ağlayın.” demektir. Bu yönü ile gözyaşı, Cennet kevserlerine müsavî tutulur.. ve Efendimiz, “Ürpermeyen kalbten, yaşarmayan gözden Sana sığınırım Allah’ım.”15 diye yalvarır. Kalbleri kaskatı olmuş, duyguları örümcek bağlamışlarda gözyaşı görülmez.
a. İçten kaynamadan, sun’î zorlamalarla ağlamamalıdır
Meselenin bir diğer yönü daha var. Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz, “Her istediği zaman ağlayan bir insan riyakârdır.” buyururlar. İçten kaynamadan, hiçbir iç zorlama olmadan, kalb sıkışmadan durup dururken ya da sun’î zorlamalarla gözyaşı akıtmaya çalışan insandan da endişe edilir. Zira ağlamak, kalb heyecanı ve duyguların baskısı altında bulunma neticesinde bir boşalmadır. Bazen olur ki, kalb fevkalâde sadakat içindedir; dinin emirlerini yerine getirme, dince yasaklardan kaçınma mevzuunda kararlı ve dimdiktir.. dönüş nedir bilmez, fakat gözünden de damla yaş gelmez. Ama onun sözünü ettiğimiz şekildeki sadakatı çok mühimdir. O, âdeta bir girdap, bir fevvare gibidir.. ve o kat’iyen boş değildir…
Dipnotlar
- 13 İsrâ sûresi, 17/107.
- 14 Tevbe sûresi, 9/82.
- 15 İbn Hacer, Fethu’l-bârî 11/139.