İçeriğe geç

Şimdi, keyfî buudlarıyla olduğu kadar, kemmî buudlarıyla da böyle bir ideali sinelerde tutuşturan Zât’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvet nurunu lâyık görmeyecek de ya kime göreceksiniz?

15. Bir muallim, bir hoca, bir idareci veya bir baba olarak, küçüklerimizin ve çocuklarımızın zaman zaman sorduğu zekice sorular karşısında bocaladığımız olmuştur. Ayrıca, değişik kültür ve anlayıştaki kimselere vereceğimiz cevapların, o şahsın durumuna göre değişeceği de açıktır. Böyle durumlarda çok defa karşımızdakini ikna edemez ve gidip araştırma, kaynaklara bakma lüzumunu duyarız, fakat yine de her suale gerektiği cevabı veremeyiz. Sonra, cevabını verebildiğimiz sorular da genellikle kendi sahamızı ilgilendiren konulara aittir.

Hâlbuki, Allah’ın Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), okuma-yazması olmadığı hâlde Yahudilerin bütün sorularına cevap veriyor, ayrıca bedevîlerin ve her seviyeden ashabının sorularını da zihinlerini ikna edecek ve kalblerini doyuracak şekilde cevaplandırıyordu. Bu öyle bir cevaplandırmaydı ki, aynı konuda, gelecek asırlarda da her seviyede hâsıl olacak şüpheleri gideriyordu.

Söz gelimi, altı ay gece, altı ay gündüzün hüküm sürdüğü kutuplarda nasıl namaz kılınacağı, daha o zamanın insanına verilen cevapla halledilmiş oluyordu.2 Bu şekilde, hem bugüne, hem yarına ve daha da yarınlara ve hem de her seviyeye göre cevap vermek, ancak peygamber olan bir Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) başarabileceği bir iştir.. ve O, bunu lâyıkıyla başarmıştır.

30