Bir zamanlar Avrupa eteklerinde muzır bir şey gibi deniz sahillerine atılan Endülüs Müslümanları, hangi insafsız zihniyet tarafından o meşum ve menfur muameleye tabi tutulmuşsa, topyekûn bu asrın Müslümanları da elbette aynı kem anlayışın ifadesi olarak çöp sepetine atılmak istenecektir. Bin nefrin onlara ve emellerine!
Fakat senin dinç ve zinde keyfiyetin, bu ve daha binlerce taşlayışı ters-yüz edecek; şebabet ve taravetin, adını memleket ve millet bütünlüğünün sembolü hâline getirecektir. Elverir ki, hasbilik ve safvetin, şimdiye kadar olduğu gibi devam etsin ve tefekkür ufkun gereksiz şeylerle bulanmasın.
Senin esas hizmetin bundan sonra başlıyor. Her zerresi hayat yüklü potansiyelin henüz devreye giriyor. Garb’ın baş döndürücü zaferlerle, Ay’a sancak dikip, fezaya istasyon kurması; ülkende hayret dolu gönüllerin, şaşkın bakışların ve eziklik hisseden ruhların mevce mevce kabarmasına yol açmış; mazi ve kök düşmanlığı fikirlerinin, nemalanmasına zemin hazırlamıştır. Ona eski vekar ve şerefi sen iade edeceksin.
Dinin ilimle omuz omuza olduğunu sen gösterecek, sazdan, kamıştan, topraktan yapılmış evlerde; daha doğrusu harabelerde, Merih’de, Zühal’de yetişmeyen çiçekleri yetiştireceksin.
Ayağına dikenler saplanacak… Karşına kandan, irinden deryalar çıkacak.. Binlerce, yüzbinlerce kâbus üzerine çullanacak, sen yine derin şevk, fevkalâde bir metanetle gözünü diktiğin kâlb-i umumînin tamiri ufkuna durmadan ilerliyeceksin.
Alâka beklemek, milletten alkış ummak senin pâk dâmenine ulaşamayacak bir kısım densiz toz ve topraktan ibarettir. Esasen senin, ne dalkavukluk ederek alkış toplamaya, ne de mesleğin mukaddes ismini, şöhret vesilesi yapmaya ihtiyacın vardır. Hakk’a bende, Kur’ân’a talebe olma gibi bir gayen var, elverir sana… Senin semanın şimşekleri cihan güneşinin fer kaynağıdır.