İçeriğe geç

Salhanede boğazlanmak üzere sıra bekleyenlere eli bıçak tutan kasabın şefkatli olduğu iddia edilebilir. Fakat can damarına dokunurken yatırılma lûtfundan dahi mahrum bırakılan sen, cellâdının şefkatsizliğini idrake muktedir değilsin. Eli kanlı, üstü kanlı, gözü kanlı bir çetenin hudutsuz emellerine, mezbuhâne gayretlerine, oyuncak camidiyetiyle karışmaman mümkün mü? Ve yarın, hep yeni bir arzunun esiri olmayacağına teminat verebilir misin? Bu iç içe sorulara Evet diye cevap veremiyeceksin. Çünkü uyuzlu buzağının sırtını kaşımayı reva görmedikleri tırnaklarla, senin kâlbini ve ciğerlerini tırmalıyan baba ve anneler, sızlanışındaki ma’nâyı anlayamama ve ümid mumunun altındaki tahtanın yanış felâketine nüfuz edememe basiretsizliği içinde kaldıkları müddet, senin için varoluştan nasip, hayal şatosunda rüzgâr avize… Kimbilir; asıl varoluştan ve yaratılışa uygun bulunuştan nasipsiz şu maskeliler arasında, yüzü sana tebessüm edişin samimî çizgilerini taşıyan birini, daha ne kadar arıyacaksın. Ellerde oyuncak olduğun çocukluk, duyguların esiri gençlik, seni hayatiyet nüvenden uzaklaştırdığı için, uzuvların birbirine isyan hengâmı olan ihtiyarlığında, aradığını bulabilmen hepten imkânsız olacaktır. Böylece sen, aşma mecburiyetinde olduğun hudutları hiç bir zaman aşamayacaksın.

Peritansın, perişan olmayan bilmez ki… Cevher kadrini, cevherci olmayan bilmez ki…

Biz bir cihada atıldık. Ama yalnız senin ızdırab türkünü söylüyoruz. Evet, yaptığımız sadece bu. Zaman senin dilinden anlar birini kaydeder mi? Bilmiyorum ama; biz bu vâdide kör ve sağırız.

Bir gün omuzlarımızda teraküm etmiş günahlarla karşına çıkarsak, sana revâ gördüğümüz şeylerden dolayı bizi kınama. Ben topyekûn mücrimler için senden merhamet dileniyorum:

Bizi affet yavru, seni anlayamadık.

156