İçeriğe geç

Onların çok ötelerden gelen nefeslerindeki sonsuzluk kokusunu derinden derine hissedip, onlarla beraber bulunma bahtiyarlığına ermek için durmadan çırpınma; ne büyük saadet bu! Şu perişan asrımızda dahi ne kadar o şebnemle nemli, o büyük gamlıların gamıyla elemli varsa, gözleri o âleme meftun, gönülleri hep o deryaya sahildir onların… O sahile her an yüzlerce dalga gelir bilinmezden.. Tûr’dan ve daha uzaklardan, nâmütenah^ıliğe pervaz eden Ruhullah’ın esrarından, havarinin dudağından akan kandan ve Serverler Serveri’nin yâranlarının kılıç şakırtısından, at nârasından, nal kıvılcımından… Zaman onlara gayb fistanını giydirdi. Yer, tohumları yutar gibi hepsini yuttu.. Derken onları saklayan perdede yepyeni bir velvele başladı.. Güneş, kulağını bir zerreye kaptırdı. Ay, mekik olup yere indi. Yeni bir insicam başladı şu köhne diyarda ve bütün virâneler hep âbâd oldu. Bir izde bin ma’nâ gösterildi; çok sırlar ayan, çok şey beyan oldu. Zühâl uğursuz dönüşü bıraktı, bize var oluş sırrının türküsünü söyledi.. Gecenin ödü koptu, yıldızların nefesi kesildi, gündüzün dudağında yüzlerce güneş belirdi.. Ovalar yemyeşil oldu.. Ümit tomurcukları üzerinde güzel feyzler öttü.. Âlâlarda âli burçlar yükseldi.. Tepeleri aşıp gündüzler Alplere ulaştı.. Su başları sürmeli ceylânlarla doldu ve sonra çağlayanlar baş gösterdi.. Kâlbinde ebedin âhengi şelâleler etrafa renk saçtı durdu.. Sular dondu polatlaştı ve bu edeb yolunun bir zikzağında öyle bir feryad etti ki, şafağın zülüfleri yüzüne döküldü.. Gönül dudaklarında bir sarkılma oldu.. Ve nihayet toprak ana bu yeni evlatlarını da bağrına bastı.. Ondan bize binlerce başak verdi.

Şu toprak diyarında, dünya zevklerine karşı oruçlu dertliler, sadıklar, şehidlerle bulundukları kuds^ı âlemin penceresinden bakıp bağ bozumunu bekliyorlar.

153