İçeriğe geç

Bu bezmin en nazlı varlığı, âlemin çekirdek ve meyvesi, getirdiği nuru hazmedemeyen Tâif halkı tarafından gerisin geriye dönmeye mecbur edildiği zaman, geçtiği yerleri ayaklarından akan kanlarla sulaya sulaya bir ağacın altına şeref verip istirahata çekildiler. O anda gök siyah bulutlarla dolmuş gibiydi. Gök ehli şimşeklerle vurulmuş gibiydi. Meleğin göz çağlayanı belki ikinci Nuh Tûfanı’nı haber veriyor, yer Sarsıl emrini, dağlar Yürü fermanını intizar ediyordu. Gönül safvetiyle olup bitenleri hisseden şanı yüce Nebi (sav) başını öfkeli semalara çevirip, dudağı tebessümle süslü olarak Hakk’ın rahmetini dilemişti: Allahım zaafımı sana şikâyet ediyorum. Bu bilmezlerce hor ve hakir karşılanışımı sana arz ediyorum. Sen zaiflerin Rabbisin. Sen benim Rabbimsin demiş, muvaffakıyet, kulağında küpe olan Âlemin efendisi (sav) muvaffakıyetsizlik saydığı şeyi nefsine vermiştir. Ululuk incisi bu uzun yolculukta bir kişiye hidayet hediye etmiş ve sevinçle geriye dönmüştü. O’nun sevinci ile o gün göklerin etekleri incilerle dolmuttu.

Hakk, rızasına giden yoldan gayrı bütün yolları bozar, köprüleri yıkar, düz yerleri dağ, dağları aşılmaz eyler. Tâ o yolda yürüyenler sadece, can duygusundan geçmişler, hiçliği kabul etmişler, güneşe karşı sızıntı hâline gelmişler olsun. Mihnet ehlinin bu dünyada dermanı hicrandır ve bu ehl–i irfan için hicrandan şikâyet de küfrandır. Hayatın gerçek yüzünü görmüşler için, onları görmek, yüzlerine bir lâhza bakmak, birkaç dakika onlarla hemdem olmak, etrafın ümitten şebnemlerle dolmasına ve gönlün huzura gark olmasına vesiledir. Sadıklarla beraber olun fermanına bir boyun eğmedir.

140